Kayıtlar

Aralık, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İyi ol!

Resim
İyi olmak!
Sahi nedir iyi olmak?

Senden önce oluşturulmuş olan inanç sisteminin sana dayattığı kurallara uyarak, olman gerektiği gibi olmak mıdır?
Yoksa kim olduğunun, neye inandığının, ne hissettiğinin, nasıl davrandığının bilinciyle kendi kurallarını kendin koymak mıdır?

Herkes tarafından onaylanmak, hayatını başkalarının senden, beklentilerine, taleplerine uygun olarak yaşamak mıdır?
Yoksa dürüst, onurlu bir şekilde yaşamak yani kendin gibi olmak mıdır?

Hadi söyleyin bana nedir iyi olmak?

Sana miras bırakılan bir gelenek ya da moda olan, düşünce şekline göre hareket etmek midir iyi olmak?

Zihninde ne yapıp, ne yapmamamız gerektiğine, ne hissedip, neyi hissetmememiz gerektiğine karar veren bir yargıç yaratmak mıdır iyi olmak?

İçinden geldiği gibi davrandığın için, utanç duymak, kendini suçlamak, bundan dolayı kendini cezalandırmak, sürekli red edilme korkusuyla yaşamak mıdır iyi olmak?

Başkaları tarafından kabul görüp sevilmek midir iyi olmak?
Yoksa kendini kabul edip sevebilmek mid…

Mim Kontratlarım - Benim cevaplarım!

Dün gece okudum Haşim’in yeni MİM konusunu, o beni Mim’lememiş olsa da, ben kendimi MİM’lenmiş gibi kabul ediyor, bu mimle ilgili kendi cevaplarımı vermek istiyorum.

Ben kendi kontratlarımla ilgili olarak ne mi yapmak isterdim?

İlk olarak babamla yapmış olduğumuz konratın 17 yıllık süresini uzatmak, o kısa sureli kontratı süresi bitmeden iptal etmek isterdim. Onunla kontratımız ben 17 yaşımdayken sona erdi. Onunla ilgili, eksik ve yarım kalmış, yaşanmamış, yaşanamamış çok fazla şey var içimde. Aslında onunla kontratımızın bu kadar kısa sureli olması sebebiyle ögrendiğim çok fazla şey olduğunun da farkındayım. O yanımda olsaydı kesinlikle bugünkü ben olamazdım biliyorum. Yine de onunla yaptığımız kısa sureli olan bu kontrat sayesinde ögrendiklerimi, başkaları ile yapacağım başka kontratlar sayesinde, bu kadar kısa sürede ögrenmek yerine çok daha uzun sürede ögrenmeyi kesinlikle tercih ederdim.

Yeni düzenlemek istediğim kontrat mı?

Bana arzuladığım, hayalini kurduğum şeylere ulaşabilmem içi…

Yeni MİM - Hayatınızla ilgili yapmış olduğunuz kontratlar...

Şimdi sizden yaşadığımızdan daha farklı bir dünya hayal etmenizi istiyorum. Hayal edeceğiniz bu dünya öyle bir dünya ki, hayatınız da neyi, kiminle, nasıl ve ne için yaşayacağınıza siz karar veriyorsunuz ve bunlarla ilgili olarak kontratlar hazırlayıp imzalıyorsunuz. Bunu da yılın son üç gününde, kendinizi uykuda sandığınız o en duyusal olduğunuz süreçte, farklı bir boyuta geçerek yapıyorsunuz. Bu boyuta geçtiğinizde hem yeni, yeni kontratlar oluşturabiliyor, hem de daha önce uzun süreli olarak yapmış olduğunuz kontratlardan istemediklerinizi iptal edebiliyorsunuz. Yanlız geçtiğiniz bu boyutun önemli bir özelliği var. Bu boyutta hayatınıza, sanki başka birinin hayatıymışcasına objektif olarak bakabiliyor, tekrar tekrar yaşadığınız o can sıkıcı deneyimleri, geliştirmeniz gereken taraflarınızı tüm çıplaklığıyla görebiliyorsunuz. Doğal olarakta yeni kontratlarınızı da bu farkındalık düzeyiyle oluşturuyorsunuz. Ama ne yazık ki işin kötü tarafı, (belki de olması gereken) bugün içinde yaşad…

Aşkın işareti ?

Resim
- Canım! Yalnızca bir kadın olarak seninle önemsiz konularda çene çalmak istiyorum tabi eğer izin verirsen. Sana ..........’ın yazmakta olduğu yeni romanını bana ithaf ettiğini söylesem. Bu sana ilginç gelir miydi?
- Doğru olanı öğrenmek istiyorsan… gelmez!
- Ya doğrusunu istemiyorsam.
- Doğru olmayanı öğrenmeyi neden isteyesin ki? Hangi amaçla?
- Anlamıyorsun değil mi? Gerçek sevginin yalan söylemeye razı olmak, başkasını mutlu etmek için hile yapmaya, sahtekarlık yapmaya razı olmak, o kişi var olan gerçeği sevmiyorsa, böylelikle ona sevdiği gerçeği sunmak olduğunu söylesem… anlayamazsın.
- Hayır. Anlayamam!
- Aslında çok basit. Güzel bir kadına, güzelsin dersen, ona ne sunmuş olursun ki? Yalnızca gerçeği. Sana bunun bir maliyeti yok. Ama çirkin bir kadına güzelsin dersen, güzellik kavramını onun uğruna çarpıtmakla ona büyük bir saygı sunmuş olursun. Bir kadını iyi yanları ile sevmek anlamsızdır. Bunu zaten hak etmiştir, bu bir ödemedir. Bir armağan değil. Onu günahları için sevmek gerçek …

Sorsam sana!

Düşündün mü hiç?
İstediklerine doğru ilerlerken neyi, neleri göz alabiliyorsun?
Farkında mısın?
Amacına doğru ilerlemek kadar insanı kendi kendisiyle yüzyüze getiren bir şey yok.
İnsan kendisi hakkındaki bütün olumsuz düşünceleriyle, zayıflıklarıyla, aslında kendisine nasıl davrandığı ile o zaman karşılaşıyor.
Kendisinin, belki de en acımasız saldırılarına o zaman maruz kalıyor.
Harekete geçmeden önce hepsi sadece bir his, bir düşünce, bir rahatsızlık.
Ama bir gün karar veripte harekete geçtiğinde;
Eğer ki yola çıkarken onları da yanına almamışsan, harekete geçtiğin anda hepsi birlikte senin üstüne çullanıyor,
Bir soru sorsam sana, dürüstçe cevap verir misin bana?
Göze alabiliyor musun bütün bunları?
Yoksa sen de mi herkes gibi;
İstediklerini hep bu yüzden erteliyorsun?
Hayallerinden, amaçlarından hep bu yüzden vazgeçiyorsun?

24 Aralık 2008
Haşim Arıkan

Hiç bir zaman...

Biliyorum çok zor!
Değişmek kolay bir şey değil.
Herkes de benim gibi düşünüyor zaten.
Lafa gelince kolayda…
Ben yapamam.
Ben beceremiyorum.
Daha önce de denedim olmuyor.
Bir süre sonra insan tekrar eskiye dönüyor.
Sokma akıl dokuz adım gidermiş zaten.
Bir insan yedisinde neyse yetmişinde o oluyor.
Yine vazgeçerim.
Hem benim için artık çok geç.
……
Düşününce, ne çok sebep var değil mi değişmemek için?
Değişim fikrini engellemek, onu sabote etmek için.
Başımıza gelenleri gögüsleme şeklimizi, onları algılama biçimimizi değiştirmemek için.

Peki biz değişemiyorsak, sürekli sikayet ettiğimiz hayatımız değişiyor mu?
O da değişmiyorsa, onunda değişmesi çok zorsa, o zaman neden bundan sürekli şikayet edip duruyoruz? Şartlı refleks mi bu yaptığımız?

Yoksa bizler kurban mıyız?
Yaşadıklarımızın kurbanı!
Ya da hayat bizim başımıza gelen talihsiz bir olay!

Belki de herşey bizim hayatımız üzerinde çok fazla kontrol sahibi olmak istememizden kaynaklanıyor. Bir fren, bir gaz derken, kendimizi serseme çeviriyoruz. Sürekli…

Ne olursan ol hayat...

Hiç bir fikrin yok değil mi? İçinde hasar görmüş bir şeylerle yaşamanın neye benzediği hakkında. Beni nasıl etkilediğini bilmeden sürekli benimle konuşuyor, bana ne yapmam gerektiğini anlatıyorsun. Sanki herşeyin sırrını çözmüş, bütün doğruları bulmuş gibi. Bana sorular yöneltiyorsun ama hiç bir zaman cevaplarımı duymaya çalışmıyorsun. Söyler misin? Doğru dediğin şey nedir? Tek midir? En son sözü söyleyecek olan kimdir?

Şunu bilmelisin ki herkes aslında, sandığından fazlasını bilir, bildiğinden fazlasını da düşünür. Kendine istediğini yapmakta her zaman özgürdür. Kimi kabul eder kendini, teslim olur kendine, kimi kendini aldatır, yağmalar, öldürür. Bir tarafı hep eksiktir insanın, diğer tarafı ise çoktur. Bu yüzden de yaşadıklarının kendindeki eksiklikten mi, yoksa fazlalıktan mı olduğunu hep merak eder durur. Kimine göre insan sürekli değişir, kendini keşfeder, büyür, hergün biraz daha kendi olur. Kimine göre ise insan sürekli değişir, kendini inkar eder, kendiyle çelişkiye düşer, ken…

Sence, bir gün başarabilir mi?

Kendine karşı, sürekli evde yoku oynamaktan hala yorulmadın mı?
Karşılaşmamak için sürekli kendinden kaçmaktan hala usanmadın mı?
Kim olduğunun sorumluluğunu almak, gerçekten bu kadar zor mu senin için?
Hayat sana, sürekli hakkında bilmediklerini anlatmak için çabalarken, körleşip, görmediğin yanlarını sürekli gözlerinin önüne sererken, üç maymunu oynamaktan hala bıkmadın mı?
Hangi çukurlara sürekli düştüğünü, hangi çukurlar konusunda zamanla uzmanlaştığını, hangi çukurları kendine senin kazdığını, öğrenmeden, acaba oynadığın senaryo farklılaşır mı?
Sence,
İnsan hayatı boyunca yaşamın ona vermek istediği şeyleri almayı red ederek, kendi hakkındaki gerçeği hiç öğrenmeden yolun sonuna kadar gidebilir mi?
Sürekli aynı ilişkileri yaşamaktan, aynı sorunlarla uğraşmaktan, hep aynı senaryoyu farklı, farklı kişilerle oynamaktan bir ömür boyu keyif alabilir mi?
Kendinden yansıyan filmin görüntülerini, ekranı kazıyarak değiştirmeyi, bir gün başarabilir mi?

18 Aralık 2008
Haşim A.

Sen bir bağımlısın...

Tedirgin bir halde evin içinde dört dönüyordu. Elinden bir türlü bırakamadığı cep telefonunun arama tuşuna inatla bir kez daha bastı. Aradığınız kişiye şu anda........ “Allah kahretsin! Neden? Neden, aramıyorsun beni? Neden kapalı bu telefon?” Bir sigara daha yakıp, odanın içinde bir müddet daha huzursuz bir şekilde dolaşmaya devam etti. Tam artık sakinleşmesi gerektiğini kabullenmek üzereyken, iç sesinin konuşmaya başlamasıyla birlikte, kendini boş bir çuval gibi hemen yanındaki koltuğa bıraktı.

“Biliyor musun?” dedi iç sesi “ Sen bir bağımlısın. Sevdiğini söylediğin kadın bile, senin bağımlılığa olan düşkünlüğünün bir göstergesi. Üstelik bu bağımlılığının senin iradeni, varlığını, var olma gücünü azalttığının farkında bile değilsin.”

Sustu cevap vermedi ona. Kendini onunla tartışacak güçte hissetmiyordu. Sadece onun bir an önce susmasını diledi içinden. Ama aslında o da biliyordu bu dileğinin bir işe yaramayacağını, bir kere konuşmaya başladı mı anlatmak istediklerini bitirmeden su…

Sence...

Yaşamında ne olduğu mu?
Yaşamının nasıl olduğu mu?

Sana önemli olarak sunulan mı?
Hayatta önemli olan mı?

Hayata sürekli isyan etmek mi?
Hayata kendi cevabını verebilmek mi?

İnsanların senin hakkında düşündükleri mi?
Senin kendin hakkında düşündüklerin mi?

Olduğun kişi haline gelebilmek mi?
Olmak istediğin kişiye dönüşebilmek mi?

Dış dünyada önemli olmak mı?
Kendine önem veriyor olmak mı?

Çaresizce sürekli tekrar eden bir geçmişe inanmak mı?
Beklentisiz, sonuçlara ihtiyaç duymadan dilediğince yaşamak mı?

Değişmesi gereken;
Yaşadıkların mı?
Senin onları gögüsleme biçimin mi?

Sebep olan;
Dünya mı?
Yoksa sen mi?

12 Aralık 2008
Haşim Arıkan

Acaba usta mıyız, yoksa çırak mıyız?

Neyin ne kadar farkındayız ki?
Kendimizin ne kadar farkındayız?
Hayatın ne kadar farkındayız?
İnsan olarak usta mıyız, yoksa çırak mıyız?

Farkında olmadan sürekli hangi hataları yapıyoruz ya da hangi hatalara neden oluyoruz?
Farkına varamadan neleri yaşıyoruz, başkalarına neler yaşatıyoruz?

Hep, bir gün, bir yerlerde belki de bir şans eseri farkına varıyoruz bir şeylerin.
Bazen hayatın içine bizim için gizlenmiş olan o küçük zarfların içinde,
Bazen bir dost sohbetinde,
Bazen izlediğimiz bir filmde,
Bazen okuduğumuz kitaptaki bir paragrafta,
Bazen dinlediğimiz şarkının mısralarında,

Bir kere farkına vardıktan sonra da, artık hiç birşey eskisi gibi olmuyor, olamıyor bizim için hayatta.
Hele farkına vardığımız şey sürekli tekrarladığımız bir hatamız, bir yanlışımız, olumsuz bir tarafımızsa,

Farkındalıkla başlıyor değişimlerimiz, gelişimlerimiz.
Fark ettikten bir süre sonra, insan sadece farkına varmanın hiç bir şeyi değiştirmediğini, kendisinin değişmesi gerektiğini fark ediyor.
Ama nedense hep zor geli…

İkinci el bir hayat...

Düşünmek;
İnsanın harekete geçmesini sağlayan büyük itici güç.
İnsanın sağlıklı seçimler yapmasını sağlayan en önemli araç.
İnsanın amacını bulmasını sağlayan en büyük yardımcı, o amaca ulaşmasındaki en büyük destek.

Düşünmek,
Beynimizin içindeki bir yığın kelimeden anlamlı cümleler oluşturabilmek için.
Kendi hakkımızdaki esas gerçeğe ulaşabilmek için.
Bireysel kimliğimize sahip çıkabilmek için.
Kaynağı tamamen biz olan duygu ve düşüncelere ulaşabilmek, onlarla sağlıklı ilişki kurabilmek için.

Düşünmek,
İnandığımız fikirleri anlatabilmek, savunabilmek için.
İnanmak zorunda kalmamak/bırakılmamak için.
Var olanı tekrarlamak yerine üretebilmek için.
Bağımlı bir hale dönüşmemek için.
Başka beyinlere, onların onayına ihtiyaç duymamak için.

Düşünmek,
İnsan olmanın ayrıcalığını yaşayabilmek için.
Elden düşme bir yaşama mahkum olmamak için.
Yaşadığımız hayata dolu dolu "benim hayatım" diyebilmek için.

10 Aralık 2008
Haşim Arıkan

O günler ne unutulmaz günlerdi değil mi?

Sizde ara sıra benim gibi düşünür müsünüz hiç?
Hayatımdaki unutulmaz günler benim için hangileriydi diye!
Düşününce çok fazla gün gelir mi aklınıza? Yıllar sonra bile hala gülümseyerek hatırlayacağınız çok fazla gün hatırlayabilir misiniz acaba? Özellikle de büyüyüp hayat içine karıştığınız, sorumluluklar üstlenip, çalışmaya başladığınız son yıllarda. Yoksa sizin de günleriniz, dün olduğunda yavaş yavaş beyninizden hiçbir iz bırakmadan silinip gitmeye mi başladı çoktan?

Peki yaşadığımız günü, bizim için unutulmaz yapan şey günün kendisi midir? Yoksa biz mi o günü unutulmaz hale getiririz? Sizce nedir o günlerin bizim için unutulmaz olmasının sebebi?

Yaşadığınız o anlara, hafızanıza kazınan o unutulmaz muhteşem günlere dönüp baktığınızda neler hissediyorsunuz? O günlerin hepsi yüreğinize dokunuyor, kalbinize sesleniyor değil mi? İnsan o günleri düşündüğün de içini hemen yoğun bir sevgi kaplıyor, ardından mutluluk ve inanılmaz bir keyif hissediyor değil mi?

Peki sizce o unutulmaz günün fitil…

Hayatımın en önemli anlarına tanık olmadım!

Resim
Dinle!
İçimde dışarı çıkmak isteyen şeyler olduğunda yazarım. Seninde çıkartmak istediklerin var. Bu yüzden sen de yazacaksın.
- Ne yazacağım?
- Yazman gerekeni. Eski bir söz vardır “Tahta ile ilgili büyük gizem, nasıl yandığı değildir, nasıl yüzdüğüdür.” Anladın mı?
- Hayır.
- Her şeyin bir iyi bir de kötü yanı vardır. Yok edeni mi yoksa iyileştireni mi görmek istiyorsun… Bu senin kararın.

Bu haftanın filmi "Fugitive Pieces" den alıntı.. 07 Aralık 2008 Haşim A.

Fotograf: Bu haftanın filmi "Fugitive Pieces" den.

Söyle bana hayat. Biraz ondan bahset bana...

Söyle bana hayat.
Beni kime doğru yaklaştırıyorsun?
O kim?
Şu anda nerede?
Kiminle?
Yoksa o da, beni mi düşünüyor benim gibi?
Tanıyor muyuz onunla birbirimizi?
Onun beklediği, hayal ettiği ben acaba hangi ben?
Peki ben ona ulaştığımda hangi ben olacağım?
O zamana kadar daha kaç kabuğumu üzerimden sıyırmış atmış, beni çevreleyen kaç duvarı yıkmış, kendime kaç adım daha yaklaşmış olacağım.
O da beni, benim onu sevdiğim kadar sevebilecek mi?
Onunla ara bir durak mı olacağız birbirimiz için?
Yoksa biz, beklediğimiz, aradığımız, arzuladığımız kişiler miyiz?
Bana yüzde kaçını göstermeye cesaret edecek?
Peşinden sürüdüğü, bir türlü noktayı koyamadığı eskimiş hikayeyle mi bana gelecek?
Beni, ben de mi keşfedecek. Yoksa daha önceki deneyimlerine mi beni hapsedecek.
Diğer ilişkilere mi benzeyecek bizim de ilişkimiz.
Yoksa biz, özgün ruhlarımızı kaybetmeden beraber olabilmeyi başarabilecek miyiz?
Birbirimizin hayatındaki rolümüz ne olacak?
O bana neler öğretecek, o benden neler öğrenecek?
Birbirimizi acıyla mı, yok…

Bugün stressssliyim...

Şu haline bir bak!
Yine strese girip ne hale çevirmişsin kendini.
Sana bir şey sorabilir miyim?
Seni bu hale getiren şey, olmuş olan mı?
Yoksa senin olmasını beklediklerin mi?
Söyler misin? Şu an düşündüklerin, gerçek mi?
Yoksa gerçek olan, senin olumsuz beklentilerini gerçekmiş gibi yaşamak istemen mi?
En baştan onun üzerine peşin,peşin “Biliyorum, bundan iyi bir şey çıkmayacak” etiketini yapıştırmayı tercih etmen mi?
Bu şeklinin düşünmenin, seni her seferinde yaşadığın andan kopartarak geleceğin çarpık yansımasının içine soktuğunun aslında sen de farkındasın değil mi?
İçinde barındırdığın bu olumsuz düşüncelerin her zaman doğru çıkmadığını bilinçli olarak kabul etmenin vakti hala gelmedi mi?
Bugün de streslisin öyle mi!
Peki sence bu kimin seçimi?

05 Aralık 2008
Haşim A.

İstemek yeter genelde, bazen ise yetmiyor...

Daha önce hiç gelmediğim, ama gördüğüm anda kısa süreli bir dejavu yaşadığım, eski bir ahşap kapının önünde duruyorum. Yolumun beni buraya nasıl ve niçin getirdiğini hiç bilemeden. Bu kapıyı açıp, içeri girmek için içimde sebebini bilmediğim ve bastıramadığım çok yoğun bir arzu var. Kısa süreli bir tereddütten sonra, kapının kulbunu yavaşça çevirip içeriye giriyorum. İçeriyi girmemle birlikte, sadece sahaflar çarşısındaki bazı dükkanlarda alabildiğim o eski kitap kokusu çalınıyor burnuma. İçerisi loş ve son derece sessiz. İlerilere doğru bakınca, bir kapının aralığından sızan cılız bir ışık fark ediyorum. Yavaş yavaş o ışığa doğru yürümeye başlıyorum. Aralık kapıdan içeriye doğru baktığımda ise, üzerinde tek bir ampul bulunan kare bir masa ve bu masanın etrafına oturmuş, kendi aralarında sohbet eden dört kişiyi görüyorum. Dikkatli bakınca onları tanıdığımı fark ediyorum. Evet, evet onları kesinlikle tanıyorum. Hemen merakla, ne konuştuklarına kulak kabartıyorum.

O anda Türkiye’nin ilk …

Otobüsün içindeki son beş kişiydiler...

Son durağa doğru yaklaşan otobüsün içindeki son beş kişiydiler. Otobüsleri hergünkü gibi sıkışmış olan İstanbul trafiğinde adım adım ilerlerken, onlar kendi hallerinde, kendi düşünceleri içinde yüzmekteydiler.

Orta kapının tam karsısındaki koltukta oturan siyah tayyörlü kadının gözü kaldırımda annesiyle tartışan genç çocuktaydı. Biraz buruk bir şekilde gülümsedi. “Üzgünüm senin için” dedi içinden. “Maalesef düzen böyle! Sen ne kadar kızsan da, sinirlensen de. Herkes senin için neyin iyi olduğunu, neyi yapman gerektiğini söyleyecek sana. Senin kendi yanıtlarını bulabilmen için inatla sana fırsat, şans tanımayacaklar. Kendi doğrularına inanman için seni hergün daha çok zorlayacaklar. Bir müddet sonra senin de ehlileşme sürecin başarıyla tamamlanmış olacak. Ve onlar seni başarıyla ehlileştirdikleri için kendileriyle gurur duyacaklar.”

Orta kapının hemen yanındaki tek kişilik koltukta oturan kısa kızıl saçlı genç kadın elindeki telefona az önce gelen “Seni seviyorum” yazan mesajı okuyunca b…