Kayıtlar

Temmuz, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sanki içinde sen olmadan tek başına bir anlamı kalırmış gibi…

Resim
Hayat dediğin şey;
İçinde sen olmazsan tek başına nedir ki?
Onun bir anlamı olabilmesi için, ona her zaman sen gibi bir yolcu gerekli.
Ama nedense o unutur durur bunu sürekli,
Eninde sonunda ne yapar eder öldürür seni,
Senden öncekilere de yaptığı gibi.

Hayat dediğin şey;
Yaşadığın sürece oynar durur seninle sürekli,
Bazen yıldızlarla dolu sınırsız bir gökyüzü gibi hissettirir sana kendini.
Bazense yargılardan, kurallardan, düşüncelerden, duygulardan oluşan bir karmaşa.
Bazen sevginin, saflığın yörüngesinde küçük bir dünya,
Bazen de iç güdülerinin, vahşiliğinin, acımasızlığının pençesindeki bir zorba.
Bir gün fark edersin ki sen hepsinin bir toplamısın aslında!

Hayat dediğin şey,
Bitişi olmayan tek bir hareket sanki.
Kendini korumaya alman, rahat ettirmen için sıkıştırır durur seni eskinin düşüncesi.
O ise izin vermez buna, değişir, yenilenir eskinin dışına taşar durur sürekli.
Asla rahat ettirmez seni.
En sonunda da ne yapar eder öldürür seni.
Sanki içinde sen olmadan tek başına, bir anlamı kalırmış…

Yüreğimizi dolduran tüm düşünceler yok olduğunda...

Resim
İkimiz de unutabilsek kendimizi,
Silebilsek zihnimizden, tüm bildiklerimizi!
Sadece “sen” ve “ben” kalsak.
Çıplak, yalın, tanımsız , kuralsız, yorumsuz, adsız.

Birbirimize bir şeylerle karşılaştırmadan bakabilir miyiz?
Yüreğimizi dolduran düşünceler yok olduğunda;
Onu sadece sevgiyle doldurabilir miyiz?
Acıların, tepkilerin, endişelerin içleri boşaldığında;
Yaşanacak olana hiç korkmadan yaklaşabilir miyiz?

Zihnimizde bize sürekli bir şeyleri anımsatan geçmişin gürültüsü kalmadığında.
Birbirimizin yüreğinden geçenleri de duyabilir miyiz?

Seninle aşka dair yaşanmamış yeni gerçekler yaratabilir miyiz?
Gerçek aşkı tadabilir miyiz?

16 Temmuz 2010
Haşim Arıkan

Yarım kalan bir aşk...

Resim
Her gece ruhuma dolan o bildik kokuyla uyanırım gerçekten, düşe.
O an huzurla dolar yüreğim.
Sarıp sarmalamaya başlar ruhumu hatıralar.
Mutlulukla dolup taşar her yanım.

Her sabah ıslak bir toprak kokusuyla uyanır ruhum düşten, gerçeğe.
Ardından ince ince bir yağmur yağmaya başlar üzerime.
Salarım yalnızlığımı sessizce kalabalıkların içine.

Sanki biraz daha tamamlanır gibi gelir her gecenin sabahında.
Yarım kalan bir aşk.
Bir kez olsun “Seni seviyorum” diyememiş bir ağzın acısıyla...

27 Temmuz 2009

Senin gibiyim...

Resim
Senin gibiyim.
Sessiz görünsem de, düşüncelerim bir nehir gibi akmaya devam ediyor beynimde.
Ben de küskünüm dünyaya, kendini beni mutlu etmeye adamadığı için.
Ben de hayattan artık hiç bir şey beklemiyorum.
Kendimi büyük bir kalabalığın ortasında, yalnız ve terk edilmiş hissediyorum.

Aynı zaman da aynı mücadeleyi veren iki yalnız varlığız biz seninle.
İkimizin de sessizliğinde aynı itiraflar saklı.

Işığın yada karanlığın olmadığı anlamsız bir boşlukta.
Yok olmayan ama yerinde de durmayan tuhaf bir sisin ortasındayız.
İsteyerek sürdürülen bir sürgünün yalnızlığı bizim bu yaşadığımız.

Sana benziyorum.
Ben de senin gibi içimdeki en güçlü duyguları ustaca sahteleştirip yok ediyorum.
Ben de aslında gerçek olmayan şeyleri gerçekleştirmek için inatla mücadele ediyorum.
Ben de uzanıp alınmamış, tatmin edilmemiş duygular düzeyinde yaşıyorum.
Senin gibi iyileşmelerine izin vermediğim yaralarımı yorgun şefkat anlarımla ben de tımarlıyorum.

Suçluyum senin gibi.
Yaşadığım bu çaresizlik duygusunun bana öğretilmes…