Kayıtlar

Kasım, 2007 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

İnanmayacaksın ama....

O kadar yorgunum ki yorgunluktan gözlerim kapanıyor. Bu aralar nedense hem özel hayatımda, hem işte herşey hep üstüste geliyor. Ya hayat artık beni fazla yoruyor. Ya da ben artık yaşlandım nefesim onun temposuna yetmiyor. Gecenin bir vakti Karaköy iskelesinden kalkan Kadıköy vapuruna son anda yetişip, palas pandıras biniyorum. Koskoca vapur o saatte bomboş. Rastgele bir koltuğa kendimi adeta bırakıyorum. O da hemen peşim sıra giriyor salona, bomboş vapurda gelip tam yanıma oturuyor. O kadar kötü bir durumdayım ki konuşmamak için gözlerimi kapatıyorum ama kapatmamla birlikte o konuşmaya başlıyor.
- “Çok sıkıntılı ve yorgun görünüyorsun. Konuşmak istersen seni dinlerim”
Göz ucuyla bakıyorum iyi giyimli ve temiz bir hali var. Çok yaşlı denilemez ama çok gençte değil. Tahmini 55-60 yaşlarında görünüyor. Hafifçe gülümsüyorum.
- “Biraz yorgunum” diyorum.
Bu cevabımdan sonra belki kalkıp gider diye bekliyorum ama ben konuşmaya niyetlenmeyince bu sefer o anlatmaya başlıyor. Bana beni, son günler…

Çok Tuhaf bir geceydi (Son Bölüm)

Tekrar Tepebaşı’ndaki katotoparka doğru yürümeye koyuldum. Bir süre yürüdükten sonra kendimi yine o köhne bakkalın – yani esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolan Starbucks’ın- önünde buldum. Artık hem beynim hem de bacaklarım pes etmişti. Daha fazla dayanamadım ve kendimi bakkalın önüne yığılırcasına bıraktım. İçine kısılıp kaldığım bu zamansız zaman dilimi damağımı iyice kurutmuştu. Tam çantamdaki su şişesini çıkarmak üzereyken önce, bakkalın yanan ışıkları ile birlikte etrafım birden aydınlandı ardından da bakkalın o köhne kapısının üstelik hiç gıcırdamadan yavaşça açıldığını hissettim. Sırtım bakkala dönüktü, hem bana doğru gitgide yaklaşan ayak seslerinin sahibini görebilmek, hem de her tarafı dökülen bu garip dükkanda neler olup bittiğini anlayabilmek için başımı geriye doğru çevirmem ile birlikte onunla gözgöze geldim. Bana bir süredir beklediği gecikmiş misafirini karşılayan bir ev sahibesi edasıyla nerelerde kaldın dercesine bakıyordu. Şaşkınlık içerisinde hiç bir şey söyleyem…

Çok Tuhaf bir geceydi (2. Bölüm)

64. sokakta, yoğun bir sis bulutunun içinde, elimden geldiğince hızlı adımlarla ilerlemeye çalışırken, bir yandan da düşünüyordum. Tüm bu yaşadıklarımın mantıklı bir açıklaması olmalıydı mutlaka. Belki de çok uzun zamandır sürekli mesaiye kalıyor olmam, başıma düşen saksının da yardımıyla, sonunda böyle garip halüsinasyonlar görmeme neden olmuştu. Anlaşılıyordu ki pilim iyice tükenmişti artık. Zaten bu yoğun mesai trafiği nedeniyle, uzunca bir süredir ne eşimi, ne de oğlumu doğru dürüst görebiliyordum. Genellikle ben eve geldiğimde onlar uyumuş, sabah evden çıkarken de henüz uyanmamış oluyorlardı. Önünden geçtiğim binaya bir kez daha baktım ve durdum. Çünkü bir an garip bir şekilde bulunduğum yerde dönüp durduğum hissine kapıldım. Sanki sürekli daire çiziyor, tekrar tekrar hep aynı binaların önünden geçip duruyordum.
- Hala yetmedi mi?
- ……………
Görebildiğim kadarıyla sokakta yalnızdım ve duyduğum bu sorunun kimin tarafından, kime sorulduğunu anlayamamıştım. Ben cevap vermedim ama o konuşm…

Çok Tuhaf bir geceydi (1. Bölüm)

Sonunda, yarın için benden istenen raporları bitirebilmiş kendimi şirketten dışarı atabilmiştim. Kolumdaki saat 23:40’ı gösteriyordu. Dışarıdaki serin hava ve ara ara esen kuvvetli rüzgar beni biraz olsun kendime getirmiş, ayıltmıştı. Arabayı sabah tepebaşındaki katotoparka bırakmış olduğum için Tophane’den, Taksim’e doğru ağır ağır tırmanmaya çalışıyordum. Birden bastıran yağmurla birlikte, şirketten çıkarken şemsiyemi yanıma almadığım gerçeğiyle karşılaştım. Artık yolu yarılamıştım, bu durumda yapacak çok fazla bir şey kalmıyordu. Önüme çıkan ilk binanın saçaklarının altına sığınıp yağmurun hızını azaltmasını beklemeye başladım. Bu arada rüzgarda yağmurla birlikte şiddetini iyice artırmaya başlamıştı. Kısa bir süre sonra beklemekten sıkılıp, ne olacaksa olsun diyerek yürümeye karar verdiğim an da başıma aldığım sert bir darbe ile yere yığıldım.
Gözümü açtığımda kendimi bir Starbucks cafenin mor koltuğunda buldum. Başım aldığı darbeden dolayı çok fena ağrıyordu.
- Ayıldın demek! İnsanl…

Bana ait, ama benim bile bilmediklerime dair...

İki kişilik bir yolculuk bu.
Adımları senin.
Bastığın yerler benim.
Bana ait, ama benim bile bilmediklerime dair.
Dokunan parmaklar senin.
Hissettiklerim benim.
Kimi zaman kahkahalara karışan.
Kimi zaman gözyaşlarına boğulan.

Senin, beni benimle tanıştırdığın bir yolculuk bu.
Anladıkların senin.
Anlatamadıklarım benim.
Bana ait, ama daha önce hiç yaşanmamışa dair.
Tüm tercihler senin.
Tüm keşifler benim.
Kimi zaman dudaktan kalbe.
Kimi zaman hırstan, öfkeye.
Avuçlarında kalan özü, senin.
Parmaklarından süzülenlerse benim.

Ne senin, ne de benim, ne zaman ve nasıl sona ereceği bilmediğimiz bir yolculuk bu.
İçinde yaşanan ve yaşanacak her ne varsa, tamamı aşka dair.

11 Kasım 2007
Haşim Arıkan

İhtimaller...

Doktor, milyonda birlik bir ihtimal dediğinde, ağlamamak için bakışlarını cama kaydırdı, bir yandan kendini tutuyor, bir yandan dudaklarını ısırıyordu. Ama kendini zorlasa da oda da bu şekilde daha fazla duramadı. Çantasını kaptığı gibi sokağa fırladı.Onun için geriye tek bir ihtimal kalmıştı.Koşar adımlarla onun kapısına kadar geldi.Yol boyunca hıçkıra hıçkıra ağlamaktan artık gözleri kızarmıştı.Kapıyı çalarken önce gözyaşlarını sildi, sonra boğazına dizilen hıçkırıklarını yuttu ve sustu. Kapıyı açtığında hiç beklenmedik şekilde karşısında onu buldu.Gözlerine inanamadı çünkü bunun gerçekleşeceğine ihtimal bile vermiyordu.O ise şu anda tam karşısında durmuş buğulu gözleriyle ona bakıyordu.Onu karşısında bulunca hissettiklerine o da çok şaşırdı ve anladı ki, o aslında şairin de dediği gibi onun sevebilme ihtimalini sevmişti. İhtimal gerçeğe dönüşünce de o büyülü aşk sanki bir anda yüreğinden uçup gitmişti.Onu hemen içeri aldı.İkisi de susuyordu.Havada asılı kalan sessizliği dağıtmak içi…

Onları hiç merak ettin mi?

Keşke hayatımda geldiğim bu noktaya pek çok insanı incitmeden gelebilseydim.

Neler düşündürüyor bu cümle sana?
Sen de bugün bulunduğun noktaya gelene kadar, bilerek veya bilmeyerek çok insan incittin mi?
Peki onlarla aranda geçenler hiç yaşanmasaydı, sen yine bugün bulunduğun noktaya gelebilir miydin?
Onları hiç incitmeseydin, onları incittiğini fark etmeseydin yine bugünkü sen olabilir miydin?

Ne kadar şaşırtıcı bir şey değil mi?
Birilerini incitmenin senin üzerin de yarattığı gelişim etkisi ve onların da bunu senin için, çoğu zaman sessizce kabullenişi.
Evrenin, kendi içinde kusursuz işleyen, çift taraflı mükemmel dengesi.

Düşündün mü hiç?
Acaba onlar, yaşadıklarınızdan nasıl etkilendi?
Yaşadıklarınıza dair onlar neler hissetti, neleri fark etti?
İki kişi arasında yaşananların, iki tarafta yarattığı, iki farklı etki!

Peki birlikte yaşadığınız gerçek kimin düşüncelerinde gizli?
Acaba gerçek, hanginizin hissettikleri?
Ya da gerçek denilen şey, bir tane mi?
Sen sadece kendi gerçeklerini belirleyebili…