Kayıtlar

Haziran, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Düşündün mü hiç?

Resim
Düşündün mü hiç?

Ben, bugüne kadar;
Hangi zorlukların üstesinden geldim?
Hangi imkansızlıkları aştım?
Nelerle mücadele ettim?
Ne zaferler kazandım?
Ne mucizeler yarattım?
Diye...

Biraz düşününce neler geliyor insanın aklına değil mi?
Ya da şöyle durup bir düşünsen daha neler bulacaksın kim bilir?

Peki onları yaşarken hiç;
Kutladın mı kendini bir kere bile?
Yoksa unuttun mu sen de her seferin de?
“Aferin dostum çok iyi iş çıkardın. Seninle gurur duyuyorum.” diyemedin mi hiç kendine?

Hak etmedin mi peki bu sözleri ya da senin aklına gelecek bundan çok daha güzellerini?
Kahramanı olduğun bu hayat hikayesi peki sence kimin eseri?

29 Haziran 2008
Haşim Arıkan


Fotograf: Once fallen

Hangisi zor olan?

Kendi bireysel kimliğine sahip çıkarak mı yoksa herkesin paylaştığı, toplumsal bir kimliğin parçası olarak yaşamak mı zor olan?

Bireysel düşünerek, bencil-egoist damgası yiyerek mi yoksa kendine, beynine ihanet edip kollektif düşünceye esir düşerek yaşamak mı zor olan?

Başkalarının yargılarını kendine rehber kabul ederek mi, yoksa kendi yargılarını kullanarak yaşamak mı zor olan?

Herkesin isteğine boğun eğerek mi, yoksa kendi düşüncelerini onlara kabul ettirerek yaşamak mı zor olan?

Başkaları için kendini feda ederek mi yoksa kendin için başkalarını feda ederek yaşamak mı zor olan?

Olduğun şey haline gelebilmek mi, olmadığın şey olmaya çalışmak mı zor olan?

Bağımlı olmak mı yoksa vazgeçmek mi zor olan?
Kabullenmek mi yoksa mücadele etmek mi zor olan?
Ehlileşmek mi yoksa red edilmek mi zor olan?
Sevmek mi yoksa korkmak mı zor olan?
Yaşamak mı yoksa ölmek mi zor olan?

28 Haziran 2008
Haşim A.

İlk defa o gece…

Çok heyecanlıydı. Bu gece ilk defa karşılaşacaktı onunla. Uzun zaman olmuştu aslında tanışalı. Blogları sayesinde tanımışlardı birbirlerini. Onu yazdığı yazılardan keşfedebildiği kadarıyla tanıyordu. İkisi de ellerinden geldiğince birbirlerinin bloglarını okumaya ve birbirlerine yorum bırakmaya özen gösteriyorlardı. Yazılarının arkasındaki o duygusallığı, o romantizmi, bıraktığı sıcak, samimi ama seviyeli yorumlarıyla her geçen gün biraz daha fazla etkilemişti onu. Bugüne kadar bloguna koyduğu küçük, çok da net olmayan bir kaç kare fotograf dışında elinde ona dair fazla bir şey yoktu. Blogundaki son yazısında 2008 Blog Ödülleri gecesine katılacağını okuduğunda çok heyecanlanmıştı. Hemen o an da, o da karar vermişti ödül törenine katılmaya. Sonunda beklenen gün gelip çatmıştı işte. Bu gece onu ilk defa görecek, bu gece ilk defa onun sesini duyacak, ilk defa bu gece onunla gözgöze gelecek, ilk defa bu gece onun tenine dokunacaktı. Belki de büyük bir hayal kırıklığı bekliyordu onu bu gec…

Çok zor!

Hep şikayetçiyiz bir şeylerden. Bazı şeyler hoşumuza gitmiyor. Yaşadıklarımızın bir çoğu canımızı yakıyor. Pek de mutlu değiliz açıkcası.
Peki bunun için ne yapıyoruz?
Sürekli tekrarlanan bu durumu kabullenerek rahatlayabiliyor muyuz?
Tabi ki hayır.
Bugüne kadar binlerce kere uyguladığımız hep aynı sonucu veren yöntemi inatla uygulamaya devam ediyoruz.
Neden?
Çünkü yapmamız gereken şey çok zor!
Değişmek gerekiyor. Düşünce şeklimizi, uyguladığımız yöntemleri değiştirmemiz gerekiyor. Kendimizi içinde güçlü ve güvende hissettiğimiz, konfor alanımızın dışına çıkarmamız gerekiyor.
Bunların hepsinin farkında ve bilincindeyiz hepimiz. Çok net görüyoruz. Gücümüz ancak kendimizi değiştirmeye yetiyor. Başkalarını onlar istemedikten sonra asla değiştiremiyoruz. Başımıza gelen olaylara ne yaparsak yapalım müdahale edemiyoruz. Onları yok edemiyoruz, değiştiremiyoruz. Bu noktada tek bir şey yapabiliyoruz. O da olayları gögüsleme şeklimizi, onlara bakış açımızı değiştirmek.
Yani bütün sonuçlar bizi hep aynı …

Bitir onu...

İçindeki ses “Bitir onu” diyordu sürekli. ”Bitir onu”. “Yeter artık ne olur sus” dedi. “Ne olur sus artık. Nasıl bitireceğimi henüz ben de bilmiyorum” Gözlerini kapattı. Kapanan gözkapakları yanaklarından aşağıya doğru iki damla gözyaşı bıraktı. Yerinden kalktı ve komodinin gözünden o ateş kırmızısı çok özel defterini çıkardı ve iki eliyle kenarlarından tutup göğsüne doğru iyice bastırdı.
Acaba bugüne kadar kaç kadın yakalanmıştı böyle vakitsiz gelen bir aşka. Kaçına demişti aşık olduğu adam “Benimle gel” diye. Kimbilir kaç kadın bu iki kelimenin hayatında bir kere olsun kendisine söylenmesi için neler yapardı. Acaba kaçı hiç beklenmedik bir zamanda gelip “benimle gel” diyen biriyle birlikte gitmeye cesaret edebilirdi? Kaçı feda ederdi, sevdiği erkeği, aşkını, sırf vakitsiz geldi diye? Ama ailesi, ama çocukları, ama toplum baskısı nedeniyle.

Vakitsiz gelen aşkın zorunlu kıldığı seçimler ve katlanılması gereken sonuçlar!

Bugüne kadar, inşallah böyle duygular yaşayacağım birisiyle karşıla…

Kötü insan olabilir misiniz?

Evet sizden cevap bekliyorum!
Siz kötü bir insan olabilir misiniz?
Hayır mı?
Sizi biraz dürüst olmaya davet ediyorum.
Neden kötü bir insan olduğunuzu kabul etmiyorsunuz?
Aslında kabul ettirilmesi en zor şey bu galiba.
Apaçık ortada duran ama herkesin görmemeyi seçtiği şey!
Hadi gelin kabul edelim artık hepimiz kötü insanlarız. Bunu size, sevgili Dost Can Deniz’in sevdiğim bir yazından alıntılar yaparak kanıtlayacağım. Önce aşağıdaki paragrafı okuyun. Haksız mıyım lütfen sonra karar verin.
“Sırf kötü insan olmayı göze alamadığımız için başkalarına kimbilir ne kötülükler yapıyoruz her gün? Hem de ne kadar acımasızca bunu onların iyiliği için yaptığımızı iddia ederek: “Söylersem çok üzülür/utanır/kırılır/kızar.” Madem bunu yapıyoruz, bari dürüst olup de acı gerçeği söylesek: “Eğer doğru olanı, doğru bildiğimi, ve aslında senin ve benim çok işime yarayabilecek gerçeği söylersem bu işin sonucunda ben üzülebilirim/ utanabilirim/ kırılabilirim/ kızabilirim. Ve benim bu duyguları yaşamamdansa senin z…

Siz nasıl kokardınız acaba?

Resim
Düşündünüz mü hiç, duyguların da kendilerine has kokuları olsaydı nasıl bir yaşantımız olurdu diye?

Düşlerimiz mis gibi, taptaze bahar kokardı herhalde?
Kimbilir ne kadar ağır gelirdi, yıllar boyu inatla içimizde sakladığımız geçmişe ait acılarımızın çürümüş ve ağır kokusu.
Peki aşk, sevgi, nasıl kokardı sizce?
Ya da kin, nefret, öfke?
Sevinç, mutluluk, huzur?
Şüphe, aldatma, yalan, kıskançlık?
Acaba en güzel koku hangi duygumuza ait olurdu?
Peki ya en çok hangi duygumuzun kokusundan rahatsız olurduk?
Görünüşleri, hareketleri harika görünen ama sürekli kötü kokan insanlar hakkında ne düşünürdük?
Ya da üstü başı perişan olup misler gibi kokan insanlar acaba neler düşündürür dü bize?

Yeni tanışacağınız birinin kendisinden önce kokusu size ulaşırsa, neler hissederdiniz acaba daha tanışmadan onun hakkında?
Peki siz olumsuz duygular yaşarken etrafınıza yaydığınız kokuları gizlemek için neler yapardınız?
Yoksa siz, ben her zaman misler gibi kokardım diyecek kadar kendinize, duygularınıza g…

O gece...

O kimseye söylemese de bu aşk çok büyük bir leke bırakmıştı onun kalbinde. Sigarasından derin bir nefes çekerken kulakları sağır eden bir sessizlik hakimdi evin içinde.
Sessizliği bozmak için müzik setine yöneldi. Ama o müziğin sesini açtıkça, müziğin sesi yerine içindeki sessiz çığlığın sesi daha çok yükseldi.
“Yeter artık” dedi. “Yeter” “Tamam itiraf ediyorum bitsin artık yıllardır devam eden bu işkence” “ Hayat bizim biraraya gelmemizi engellese de, ben hala seviyorum onu. Hem de ilk günkü gibi delicesine”
Bu sözlerin ardından oturduğu yerden kalktı ve gülümseyerek seyircileri selamladı. Seyirciler ise onu ayakta çılgınca alkışladı.
O kuliste tek başına sessizce ağlarken, salonu boşaltan seyircilerin ellerinde ıslak mendilleri vardı.
O gece herkes sustu, hepsi yüreklerindeki, ıskaladıkları aşklara ait, çıkaramadıkları o büyük bir lekeleri hatırladı.
O gece herkes, tek ya da çift kişilik yataklarına girdiklerin de geçmişin, tozlu sandıklarında saklayarak unutmaya çalıştıkları duygularını …

Sevdiğim olma. Sevgilim ol. Ziyaretçim olma. Refakatçim ol

“Dostuz artık değil mi?” diye sordu ona sıkısıkı sarılırken. O ise onun kalbinin sesini duydu ve öylece durdu. Bir kalp, bir dost için böyle çarpmazdı biliyordu!

Küçük bir kağıt parçası üzerine yazdığı telefon numarasını ona uzatırken, gözlerinin derinlerine doğru baktı ve “Ararsın beni değil mi?” diye sordu. O ise gözlerindeki o ışıltıya baktı ve hiç bir şey diyemedi, sadece sustu. Gözler bir dosta böyle bakmazdı biliyordu!

Gülümsedi ve “Hoşçakal” dedi. Biraz uzaklaştı. Tekrar döndü ve ona bir kez daha gülümsedi. O ise onun yüzüne bir kez daha bakamadı. Bir dost, bir dosta böyle gülümsemezdi biliyordu!

O zaman bir kez daha anladı. Sözlükler koskoca bir yalandı. Sözcüklere kullananlar istedikleri anlamı katardı. Aslında ikisi de kendi tanımlarına göre “bir dost” aramıştı.

O onun aramasını bekledi.
O ise o günden sonra hiç bir zaman arayamadı.

Ne onun ziyaretçisi olabildi, ne de yanında refakatçi kaldı.

18 Ocak 2008
Haşim A.

İnsanın geçmişle işi bittiğinde, geçmişin de onunla işi biter mi?

Resim
Bir geceyi daha salondaki pencerenin önündeki koltukta, sokak lambasına seyrederek sona erdirmişti. Hava artık yavaş yavaş aydınlanıyordu. Gözleri bir kez daha bütün gece seyrettiği sokak lambasının ışığına takıldı. Sanki onun karşısında sabahladığı her gece, ruhuna biraz daha sızıyor, ruhunu usul usul yırtarak, yüzleşmekten kaçıp, en kuytularına sakladığını sandığı duygularını sessizce gün ışığına çıkarıyordu. İçindeki o susmak bilmeyen ses, bütün gece sorduğu soruyu, son bir kez daha tekrarladı ona.

Bunu daha ne kadar sürdürebilirsin?
Kimbilir kaçıncı kez muhatap olduğu bu soru, onu yeniden dün akşama doğru sürükledi. Her seferinde olduğu gibi, yine bir hapşırık kadar anlamsız bir tatminle son bulmuştu dün akşam ki sevişmeleri de. Seksi sanki yerine getirilmesi gereken bir görevmiş gibi, ruhsuz bir ciddiyet içinde yapıyor olmasını bir türlü anlayamıyordu. En sonunda tutamayıp kendini, dün gece sormuştu bunu ona. “Kesinlikle amacım seni üzmek değil. Ancak bu kadarını hissedebiliyorum…

Babanı en son ne zaman gördün?

Babanı en son ne zaman gördün?
“Oturmuş bir şeyler söylerken mi? Seni en son gördüğü an da mı? Sana en son gülümsediğin de mi? Göz kapakları kapanırken mi? Son nefesini verirken mi? Mezara koyarlarken mi?

Babanı en son ne zaman gördün?

Onu hareketli ve sağlıklı gördüğün en son an...? Onunla bir konuda tartıştığınız en son an.....?

Onu en son gerçekten gördüğüm anı hatırlamaya çalışıyorum. Onu, tam olarak tüm benliğiyle orada olduğu anı.”(1)


Babamı en son ne zaman gördümü düşünüyorum?

Onu en son 14.12.1981 sabahı gördüm. Uykumdan evin içindeki ağlama seslerine uyandığım o sabah. Herkesin gözyaşları yanaklarından süzülürken, benim sebebini bilmeksizin hepsini içime akıttığım o sabah. Koskoca 27 sene geçmiş üzerinden. O zamanlar 17 yaşındaydım şimdi ise artık 44 yaşındayım. Onunla hayatımın ancak 17 yılını paylaşabildim. Onsuz geçirdiğim yıl sayısı ise 27 olmuş. Onsuz yıllarım arayı gitgide açıyor artık... İnsan on yedi yıla ne sığdırabilir ki. Hele hele aklının henüz başında olmadığı çocuk de…