Ana içeriğe atla

Her ayrılık hoş bir vedayı hak eder!

 


Önce sözleriyle, bakışlarıyla mahkum etmeye başlar seni.

Ardından yargılanmaya, dışlanmaya, yok saymaya başladığını hissedersin.
 
Sen nerede, neyi yanlış yaptığını anlamak için kendi kendine çabalarken.
O, cümleleriyle her gün daha fazla ezmeye, küçümsemeye devam eder seni.
Onun için sanki hiç sevmediği bir yabancıymışsın gibi.
Yaptığı her hamleyle, sana hiç bir seçenek bırakmadan, hızla kaçınılmaz bir sona doğru taşır ilişkinizi.

İnanmak zor gelir ilk başta bu yaşadıklarına. 
Ama bir süre sonra gerçeği sen de kabullenirsin.
En hassas noktalarına aldığın o son darbelerle artık tamamen tükendiğini hissedersin.
 
Toplamaya çalışırsın, onun ilk başlarda sana yaşattığı o baş döndürücü, senin ayaklarını yerden kesen anılarını, ona tutunmuş olan o aç duygularını.

Bu sahnede rolünün artık bittiğini kabul edersin.
Müthiş başlayan gösteri sona ermiş, perde inmeye başlamıştır çoktan.
Dönüp  bakınca bu sahnedeki, kendini silerek sergilediğin o özel performansa,
Son bir alkış, bir teşekkür ya da hoş bir veda beklersin.
Ama sadece sessiz bir yalnızlık gelir yanına.
 
Belki de bir narsistle bir bağımlının eşleşmesidir, birlikte sergilediğiniz bu oyunun hikayesi!
 
Sen, seni bırakıp hiç gitmeyecekmiş gibi kendinden vazgeçerek, sevmişsindir onu.

O ise sanki hiç sevmemiş gibi, arkasında ne bıraktığına bakmadan bırakıp gitmiştir seni!
 
Haşim Arıkan


Fotoğraf : Unsplash / Max Ovcharenko

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...