Ana içeriğe atla

Herkes de kendini gör, hiç kimse seni kendin gibi görmesin!

Sence daha ne kadar direnebileceksin?

Hadi bırak artık şu inadı!
Kulak ver sana sürekli tekrar edilenlere!

Kabullen artık!
Ehlileş!
Direnme!
Ödün ver!
Teslim ol!
Hizmet et!

Düşünsel özgürlüğünü unut!
Benliğini terk et!
İnkar et, sil kendini!
Boşalt ruhunu!
Kendine sadık kalmaya bu kadar çabalama!

Eğer bunu yaparsan;
Seni sen yapan, senin rengini ortaya çıkaran, seni diğer canlılardan ayıran şeyi kendin için bir işkence aracı haline getirmezsin!
Olman gerektiği gibi olmadığın için, kendini bir türlü sonu gelmeyen bir cezaya mahkum etmezsin!

Hadi, teslim ol artık sen de,
Sana dayatılmaya çalışılan o inançlara, imajlara, tanımlara, kurallara!
Sana söylenenlere kulak ver sadece, davranışlara sakın takılma!
Vazgeç kendi aklını, bilincini kullanmaktan!
Düşünme artık!
Hiçbir şeyi sorgulama, sen de sadece tekrarla!
Aklının ve yüreğinin onayıyla uğraşıp kendini yorma!
Özgünlük her iklimde yetişen bir meyve değildir, unutma!

Neden bu dünyaya geldiğimizi sanıyorsun ki sen?

Hepimiz aynı olmak için!
Hepimiz birbirimize benzemek için!
Hep birlikte aynı toplumsal rüyaları görmek için!
Kendi benliğimizle değil, başkalarının içinde yaşamak için!

Hadi artık,
Hazırla kendini, sana uygun görülen rolü oynayarak, sana dayatılan bir hayatı yaşamaya.
Razı ol sen de, elden düşme, kopya, sahte bir yaşama.

Kendi hikayende bir figüranı oynamaya…

Haşim Arıkan


Fotoğraf : Unsplash / Jay Soundo

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...