Ana içeriğe atla

Acaba ne kadar oldu, olmayalı?


Bugün kendimi kimseyle kıyaslamasam diyorum…

Ne kadar yol aldıklarını bilemediğim hayatlarla, aynı çizgide yürümek için kendimi bu kadar zorlamasam!

Onların elde ettiğini düşündüğüm başarılar, benim içimde bir eksikliğe yol açmasa!
Gülümseyen fotoğraflarla karşılaştığım da, kendi mutluluğumu sorgulamasam!
“Ben neden böyle değilim?” yerine,
“Ben nasılım?” diye sorsam kendime.

Kendimi aslında varolmayan bir yarışın içine hiç sokmasam.

Sorsam kendime;
Benim gerçekten kendimi birilerine kanıtlamaya ihtiyacım var mı?
İnsan hiçbir ödüle koşmadan, hayatı olduğu gibi yaşayamaz mı?

Yavaş yürümek,
Yanlış yollara girmek,
Bazen de durup biraz nefeslenmek,
Benim de hakkım!

Ben her zaman aynı tempoda koşmak zorunda değilim!

Ben kimsenin hikayesine yetişmek zorunda da değilim!

Belki de sadece kendime yetişmeliyim!
Bir şeyleri yaşamamak uğruna yorduğum ruhumun, biraz dinlenmesine izin vermeliyim!

Yıllardır beni takip eden, “olmam gerektiğine inandığım kişi” ile artık vedalaşabilmeliyim!

Ben artık kendi gözlerimle, kendi saf bilincimle bakmak istiyorum kendime.
Kendimi daha iyi duymak için susmak istiyorum!

Ben artık hayatımı başka bir hayatla kıyaslamadan yaşamayı seçiyorum.
Başkalarının ışığında yaşamak değil, kendi gölgemde dinlenmek istiyorum!

Başkalarının ışığı mı, benim gölgem mi bana daha iyi gelecek düşünüyorum…
Düşünmek zor değil aslında, düşünememekte bütün mesele, biliyorum…

Haşim Arıkan


Fotoğraf : Unsplash / We are: The Chaffins

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...