Ana içeriğe atla

Bedenin diliyle, ruhun hikayesi!


Bedenim sanki sürekli konuşuyor benimle.
Kimi zaman nazikçe fısıldıyor söylemek istediklerini,
Kimi zamansa bir hastalıkla haykırıyor yüzüme. 
 
Kendimize yaşamak için izin vermediğimiz duyguların yankısı sürekli birikiyor, birikiyor, birikiyor bedenimizde…
Çoğunlukla da hep damarlarımızın içinde...
 
Çünkü yaşam oradan akıyor.
Kalp ondan besleniyor.
Ruhumuzun bir yerinde bir şeyler sıkıştığında, ilk bu akış bozuluyor.
Sevgimiz yüreğimizde rahatça dolaşamadıkça, kanımızda damarlarımızda rahatça akamıyor.
 
Bir türlü sona erdiremediğimiz öfkelerimiz, affedemediğimiz kırgınlıklarımız, akıtamadığımız gözyaşlarımız, söyleyemediğimiz cümlelerimiz, yaşamak isteyip de yaşayamadıklarımız sanki damarlarımızda birikiyor.
 
Hayatımız tıkandığında,
Sanki damarlarımız da ona eşlik ediyor.
Biriktirdiklerimizle sertleşen ruh, sanki yağ olup damarlarda birikmeye başlıyor!
 
Düşünüyorum…
Belki de damarlarımda bir sorun yaşadığımda kendime;
Hayatımın hangi alanında akamıyorum?
Ben hangi duyguda, hangi yükün altında sıkışıp kaldım?
Kime kırıldım, neyi affedemiyorum?
Tutunduğum neyi bırakamıyorum?
Diye sormam gerekiyor!
 
İnsan özellikle de erken yaş deneyimlerinde bazı kaldıramayacağı yükleri yüklenirken, kimseye 
“Benim gücüm bu kadar” diyemiyor!
 
Taşıyabileceğinden çok daha fazlasını,
Belki “sorumluluk” sahibi olduğunu kanıtlamak adına yükleniyor.
Belki de, sevilmek için bu yükleri taşıması gerektiğine kendini inandırıyor.
 
Sırtında biriktirdiği bu yükler sanki damarlarında da birikiyor.
 
Sanki ruh ilerlemek istedikçe, zihin bundan korkuyor, onu durduruyor.
Güvende kalmak istiyor, yeniyi göze alamıyor, bildiklerinden vazgeçemiyor!
Geçmiş damarlarda donup, sıkışıp, birikiyor.
 
Bedenim benimle sürekli konuşarak, sanki bana;
Bırakmanın güçsüzlük değil, iyileşmek olduğunu anlatmak istiyor.
 
Ben bırakmayı öğrendikçe,
Damarlarımdaki o yorgun kan da serbestçe akmaya başlıyor.
 
Çünkü rahatça akabilmek için, önce tutunmaktan vazgeçmek, bırakmak gerekiyor.
Bırakmak içinse, 
Önce neyi, neden yaşadığımızı fark etmek...
 
Haşim Arıkan 


Fotoğraf : Haşim Arıkan


Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...