Ana içeriğe atla

Yaşadıklarının mı, yaşayamadıklarının mı yorgunusun?


Farkında mısın?

Yaşadıklarını mı, yaşayamadıklarını mı daha derinden hatırlıyorsun?
Hangisinin etkisinde, hayatta nasıl bir ruh haliyle seyir ediyorsun?
 
Yaşadıkların mı hala acıtıyor canını?
Ne yaparsan yap, artık hiç bir zaman yaşayamayacaklarını hatırladıkça mı yaralanıyorsun?
 
Yaşanması mümkünken, yaşayamadığın o mutlu anlarda mı hala aklın?
 
Yaşadıklarının daha fazlasını yaşamayı hak ettiğini mi düşünüyorsun?
Yaşadıkların sana fazla geldiği için mi hayata hep sırtını dönüyorsun?
 
Yaşadıklarının izlerini silmek mi, yaşayamadıklarının boşluklarını doldurmak mı amacın?
 
Hiç yaşamadığın, tatmadığın bir hisse mi özlem duyuyorsun?
Yaşadığın bir duyguyu bir daha kendine yaşatmamak için mi sürekli saklanıyorsun?
 
Sen,
Yaşadıklarının mı, yaşayamadıklarının mı yorgunusun?

Hangisinin yasını içinde bir türlü sonlandıramıyorsun?
Hangisinin seni tanımlamasına izin veriyorsun?
Seni sen yapan özelliklerinin kaynağının, hangisi olduğunu biliyor musun?
 
Yaşayamadıkların yüzünden mi başarılısın?
Yaşadıkların yüzünden mi kendini eksik, yetersiz hissediyorsun?
 
Yaşayamadıkların yüzünden mi bu kadar cesursun?
Yaşadıkların yüzünden mi zihnin zindanlarında tutuklusun?
 
Feragat etmek istiyor musun yaşayamadıklarından?

Yoksa yaşadıklarını neden yaşadığına duyduğun o büyük isyanını mı sonlandırmak istiyorsun?
 
Düşündün mü hiç?

Yaşadıklarınla, yaşayamadıklarınla…
Olduklarınla, olamadıklarınla…
Doyduklarınla, doyamadıklarınla…
Var’larınla, yok’larınla…

Tüm bunların seni ulaştırdığı bugünkü bilinç seviyen, bakış açın ve farkındalığınla…
 
Hayatını hep böyle, geçmişi kendine bir işkence aracı olarak kullanarak mı yaşamak istiyorsun?
 
Tüm yaşadıklarının, yaşa(ya)madıklarının sana kazandırdığı anlayış, beceri ve yeteneklerini kullanarak, hayatın içinde gerçek renginle var olmak, kendi ışığınla parlamak, mutlu olmak mı istiyorsun?
 
Haşim Arıkan



Fotoğraf : Pexels / Pixabay

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...