Ana içeriğe atla

Belki de henüz senin dokunamadığın noktalarda hayatın anlamı!

Sürekli unutuyorum!
 
Herkesin tıpkı benim gibi, dünya adlı bu muazzam sahnede, bir insan olarak var olmaya, hayatta kalmaya, kendi gerçekliğini, kendini yaratmaya çabaladığını…
Hepimizin hayat denilen büyük bütünün sadece küçücük bir parçası olduğumuzu…
Büyük bütünün, küçük parçaların ürettiği, güzel veya çirkin, iyi ya da kötü gerçekliklerle, hüznün içindeki yanlışla veya mutluluğun içindeki doğruyla dönüştüğünü, evrildiğini…
Tarih denilen şeyin bu küçük parçaların yarattığı gerçeklerle dalgalandığını, değiştiğini, yazıldığını, gelecek nesillere tek bir hikaye olarak devrettiğini…
 
Ne kadar düşünsek de hiçbirimiz bil(e)miyoruz değil mi?
Dünya sahnesinde, hep beraber sergilediğimiz bu büyük oyunda kime hangi rolün verildiğini?
Hayatın dünyanın ihtiyacı olan hangi rol için kimi ilmek, ilmek dokuyup işlediğini?
Kimin, hayatın hangi gerçeklik deresinde yürüyerek, evrimsel gelişimin hangi biçimini, insan olmanın hangi halini deneyimlediğini, bize bunu gösterdiğini?
Hangimizin kendisine verilen bu rolün hakkını verdiğini?
Kimin hangi konuda yetenekleri olduğunu?
Büyük bütüne kimin ne kadar katkı sağladığını?
 
Bunların hiç birini bilemememize rağmen yine de durduramıyoruz kendimizi değil mi?
 
Yargılıyoruz, eleştiriyoruz sürekli birbirimizi…
Hayatın tüm gerçekleri bizim beynimizdeki mevcut bilgilerle, bizim bakış açımızla sınırlıymış, sanki herkes için geçerli tek bir gerçek, standart tek bir doğru varmış gibi!
Dışlıyoruz! Başkalaştırıyoruz! Farklılaştırıyoruz kendimizi, beynimizdeki şablonlara, kalıplara, tanımlara tam oturmayanlardan!
 
Sanki bir insan olarak biz, birilerinden daha önemli, daha değerli olabilirmişiz ya da onlar bizden daha az, daha eksik olabilirlermiş gibi.
 
Dünyaya kendimizi fazla kaptırıp, şahit olduğumuz her şeyi sürekli kendi zihin süzgecimize göre yorumlasak da,
Hayatlarımız, kendimizi inandırdığımız hikayelerimiz, kendimize biçtiğimiz rollerimiz, yaptığımız seçimlerimiz, yarattığımız gerçekliklerimiz her ne kadar birbirinden farklı olsa da,
 
İnsan olarak hepimizin geçmişinde, anılarında, yalnızlığında, sessizliğinde, benzer duygular, benzer ihtiyaçlar, benzer itiraflar, benzer sırlar gizli!
 
Haşim Arıkan



Fotoğraf: Unsplash / Cai Fang

 

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...