Ana içeriğe atla

Her gün bir şeyler, ne kadar şeyi bilmediğimi hatırlatıyor bana...


Diyorum ki;
Çok yoruldum yaşadıklarımdan!
Ben artık hayatı düşünmeden yaşamak istiyorum!
Söyle bana nasıl unutulur düşünmek?
 
Diyor ki;
İnsan düşünmeden yaşayamaz!
Düşünen, düşünmeden yaşamı, kendini anlayamaz.

Yaşam ilişkilerden oluşur.
Hayatla, insanlarla, toplumla, doğayla, fikirlerle, duygu ve düşüncelerini harekete geçiren her şeyle…
Var olmak, ilişkide olmaktır.
Yaşadığın ilişkilerde ortaya çıkan hareketi, içsel dalgalanmaları anlamaktır.

Diyorum ki;
Yetti artık ne olacaksa olsun deyip her şeye boş vermek istiyorum. 
Ben gerçekten yoruldum yaşadıklarımdan. 
 
Diyor ki;
İnsanı yoran şey yaşadıkları değil, bitmeyen tekrarlardır.
Oysa gerçekten yaşamak, hiç durmadan ileriye, yeniye doğru yürümektir.
İleriye yürümek seni yeni ilişkilerle karşı karşıya getirir.
Yeni ilişkilerse, yeni keşifler, yeni düşünceler için sana bir fırsat verir. 
Düzelterek, değiştirerek ulaştığın her yeni düşünce ise, sana daha önce yaşadıklarını bile farklı hissettirir. 
Geçmişin anlamını da, kişiliğim dediğin şeyin tanımını da bugünde değiştiriverir.
 
Yaşanılan bu değişime, kimileri kendini reddetmek diyebilir!
Kimileri içinse bu değişim, kendini gerçekleştirmektir.
 
Kolay olan,
Bu değişimi reddedip, sürekli bilinenin sınırlarında dolaşmak, hep aynı düşüncelerin, seni sürekli aynı noktaya ulaştıran o kısır döngüsüne esir düşüp, düşüncelerin ve hayatın arasındaki ilişkiyi görmezden gelmektir.

Önemli olansa,
Tutarlı olmaya çalışmak, kendini kişiliğim adını verdiğim bir hapishanede yaşamaya mecbur bırakmak değil, daima senin için en iyi olana ulaşmayı denemektir. Senin için en iyi olanı bulabilmek içinse kendini tanıman, önce “ben” olman  gerekir.

Kendini tanımak ise, ancak ilişkilerde ortaya çıkan duygularının ve düşüncelerin farkındalığıyla gerçekleşir.

Haşim Arıkan


Fotoğraf : Unsplash / Ben White

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...