19 Temmuz 2009 Pazar

3 Beni kısıtlayan, sınırlayan herşeyi alaşağı ettiğimde...

Hayatın bugüne kadar bana verdiklerini ve benim onlardan neler yapabildiğimi düşünüyorum.

Onlardan bir şeyler yapmaya çalışırken, kendime koyduğum sınırları, kısıtlamaları, kuralları. Beni kısıtlayan, sınırlayan herşeyi alaşağı ettiğimde, içimdeki bastırılmış arzuların, ortaya çıkacak bozulmamış doğasının bana neler yaşatabileceğini hayal ediyorum.

Soruyorum kendime, hayatı büyük bir coşkuyla, karşı konulamaz bir tutkuyla yaşamaktan, hayatın iliğini kemiğini emerek doyuma ulaşmaktan ilk ne zaman, nasıl ve neden vazgeçtim ben diye. Eğer bu bir yetenekse ben bu yeteneğimi ne zaman kaybettim. Hayatımın tek hakimi olduğumu, verdiğim kararların tüm sorumluluğunun bana ait olduğunu, hayatımı verdiğim kararlarla kendimin yarattığını, red etmeye ilk ne zaman ve neden başladım?

Çevremdeki diğer insanları düşünüyorum. Acaba bugüne kadar bilerek yada bilmeyerek kimlerin hayatlarına dokundum, hangi keşifleri, hangi farkındalıkları için onlara yardım ettim, dünyada nasıl bir farklılık yarattım, eğer ben olmasaydım evrenin akışı nerede ve nasıl değişirdi acaba? Bugüne kadar ardımda nasıl bir iz bıraktım. Kendimi her zaman, tek başına akıp giden bir nehir gibi hissetsem de , en nihayetinde denize karıştığımı nasıl inkar edebilirim ki?

Peki ya ben diye bağırıyor içimde bir ses mütemadiyen. Sürekli hayata kendim için bir şeyler sipariş edip, bekleme odasında hayatın bana onları getirmesini beklerken, yaşıyorum demenin ne kadar anlamlı olduğunu düşünüyorum. Acaba hayat bize ondan istediklerimizi mi yoksa sadece olduğumuz şeyleri mi getiriyor?

Hiç bir şey anlamadan yaşanmış bir hayatın, yaşanmış sayılıp sayılamayacağını sorguluyorum kendi kendime. İnsanın yaşadığı hayatın tamamen bir hata olduğunu düşünerek yaşama veda etmesinin nasıl bir duygu olabileceğini düşünüyorum. Sonunda gelip hep şu soru takılıyor aklıma her seferinde.

Acaba insan, onun için hayatın anlamına sadece doğru yolları izleyerek mi ulaşabilir, yoksa yolun sonunda hayatın tamamen hata olduğunu ona söyleten şey -finiş noktasına ters yönden gelmiş olsa da- aslında hayatın gerçek anlamını bulmuş olması değil midir?

19 Temmuz 2009

Yorum Gönder 3 yorum:

20 Temmuz 2009 02:05 aysema dedi ki...

Bir şeyi çok istersek olur. Olması için çok çaba harcarız çünkü... Ne dersiniz?

20 Temmuz 2009 13:01 dusler ve gercekler dedi ki...

son cümleye oldukça takıldım. evet hiç bir şey anlamadan yaşanmış bir hayat, yaşanmış sayılmaz bana göre de. hayatın gerçek anlamını bulmaksa, anlamakta gizli sanırım.o yüzdendir ki anlamış ve gerçeğe ulaşmışsa insan, bitişe ters yönden varsa da hayatın bir hata oldugunu söyleyemez. eğer bitişe ters yönden ulaştığı için hayatın bir hata olduğunu söylüyorsa, belki de hayatın gerçek anlamını bulduğunu farkına varamamıştır.

20 Temmuz 2009 13:42 BoLeyn dedi ki...

Yaşamak şakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
bir sincap gibi mesela,
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

saygılarımla üstad:)

Yorum Gönder

Okuduğun bu satırları yazarken hiç bir kimliğim yok yada bir sürü farklı kimlik taşıyorum.

Bazen benim, bazen senim, bazen de herhangi biriyim. Belki de hiç kimseyim. Bazen erkek, bazen kadın, bazen çocuk, bazen yaşlıyım. Belki de herkesim.

Önemli olan yazanın kim olduğundan ziyade, onların sana hissettirdikleri, sana düşündürdükleri değil mi zaten…