İçerikler kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz, alıntı yapılamaz. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde tüm hakları saklıdır.

Bana enerji vermeyen hiç bir şeyle birlikte olmak istemiyorum artık...

İşte yoğun geçen bir dönemin sonunda nihayet kendime ayırabilecek bir zaman aralığı bulabilmiştim. Uzun zamandır okuma fırsatı bulamadığım yeni yazıları okuyabilmek amacıyla takip olduğum bloglara hızlı bir dalış yaptım ve ilk gözüme çarpan, okuduktan sonra beni bir anda düşüncelere daldıran bir Yılmaz Güney yazısıydı. Şöyle anlatıyordu duygularını Yılmaz Güney o yazıda;

...hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili,
biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını acımız yaptık çünkü.
Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın göz yaşı bile içimizi parçaladı.
Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk...
Yüreğimizin zayıflığı , kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı.
Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak.
Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım. Yaşamak ne güzeldir be sevgili...
Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek...
Ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın...

Bir an televizyonda Uğur Dündar’ın "Yoksa Rüya mı" programını izlerken gözyaşlarına hakim olamayan ve boğazında düğümlenen hıçkırıklarına yutmakta zorlanan beni düşündüm. Büyük bir doğal afet sonrası televizyonda yayınlanan, o yürek burkan görüntüleri, gazetelere basılan ve içlerinden dayanılmaz acılar fışkıran resimleri görmemek için haberleri sadece radyodan dinleyen beni....... Benim, hem benim, hem de hiç tanımadığım insanların o vazgeçilmez sancılarını, acılarını duyarak yaşadığımı düşündüm. Düşündüm ama, açıkcası fena oldum. Ben Yılmaz Güney gibi hem tanımadığım bu insanlara üzülecek hem de içindeki bütün bu acılara rağmen yaşamak güzeldir diyebilecek kadar güçlü, dirayetli olamadım maalesef henüz bu hayatta. Onların hayatı benim hayatım olup çıkıyor o anda, onların acısı benim acım olup, gelip oturuyor yüreğimin tam ortasına. Daha sonra, o kadar kolay kendimi çekip çıkartamıyorum ki ben tekrar onların dışına, dönemiyorum ki hemen kendi hayatıma.

Can Dündar’ın “Baktığınız Yere Dikkat Edin” adlı yazısı bu yüzden çok daha yakın geliyor bana. Şöyle anlatıyor Can Dündar o bana daha çok yakın gelen duygularını yazısında,

Sabah sol gözümde bir ağrı ve biraz kanla uyandım.
Öğleden sonra soluğu doktorda aldım.
Dünya tatlısı bir doktor. İlk bakışta çözdü derdimi." Direnç kaybına bağlı iltihaplanma..."
"Sorun gözünde değil aslında..." dedi doktorum. ".... baktığın yerde .....
Hep karanlığa bakmaktan feri sönmüş gözlerinin.
Yılgın düşmüşsün. Yorgunluk mikrobu, seni gözünden vurmuş".
Bu teşhisin ardından öyle bir reçete yazdı ki, dostlar başına:
"Pozitif düşüneceksin. Hayata sımsıkı sarılacaksın.
İşinden kafanı kaldırıp sevdiklerinle vakit geçireceksin.
Kendine yeni heyecanlar yarat. Sev ki hücrelerin yenilensin.
Sana enerji vermeyecek hiç kimseyle de birlikte olma..."

Benim bu haberleri görmek ve okumak istememem, yok farzetmek değil ki dünyada var olan bütün bu acıları. Defalarca okumak ve defalarca görmek, defalarca benim canımı yakmaktan başka hiç bir işe yaramıyor, eğer sadece onları seyretmekten başka bir şey yapamıyorsam. Onlar için bir şey yapacak gücüm varsa, defalarca okumadan, defalarca seyretmeden de yapabiliyor olmalayım ben bunları. Bu yüzden bu haberleri okumuyorum ben, bu haberleri seyretmiyorum televizyonda karşıma çıktıklarında, atlıyorum canım çok yanmadan hemen başka bir kanala.

Ben kendi adıma hayatımın kalan kısmında, mutlu olmak , mutlu yaşamak, çevreme de biraz olsun bu mutluluğu bulaştırmak için çabalıyorum artık. Dünyada gittikçe daha çok karşımıza çıkan bu karanlık tablolara bakıp, zorlaşan hayat koşullarında zaten bulmakta zorlandığım o azıcık enerjimi de kaptırmak istemiyorum aslında.

Bana enerji vermeyecek hiç bir şey, bana enerji vermeyecek hiç kimseyle beraber olmak istemiyorum ben bundan sonra.

Vadesinin ne zaman dolacağını bilemediğim yaşamımın, kalan bakiye kısmında pozitif düşünmek, pozitif yaşamak istiyorum artık. Ben onların acılarına çare üretmeksizin bakarak, bu acıları onlarla birlikte sırtlanmak yerine, içimdeki mutluluğu, huzuru, gücüm yettiğince herkesle paylaşmak herkesle birlikte mutlu olmak istiyorum artık.

10 Mart 2007
Haşim Arıkan

7 yorum:

eda dedi ki...

çok güzel bi paylaşımdı tşk ederim

Haşim Arıkan dedi ki...

Ben teşekkür ederim okuduğunuz ve yorumladığınız için. Sevgilerimle:))

KIYMET ÇAM dedi ki...

Siz bu yazıyı yazalı bayağı olmuş ama ben bugün okudum. Paylaşım için teşekkür ediyorum ve katılıyorum. Ben de bir süre önce hayatımda bana negatif enerji veren insanları ayıkladım. Ha bu demek değil, sıkıntıda olan insanlardan uzaklaştım,aksine birçok şeye sahip ama yine de tatminsiz olup, oflayan puflayan insanları eledim.Bir kitap okuyorum Negatif Limanlarda Pozitif Sulara diye,etkilerini yaşıyorum.İyi günler dilerim.

Haşim Arıkan dedi ki...

Çok güzel kitaptır. Okuduğumda ben de çok etkilenmiştim ondan. Çok teşekkürler.Sevgilerimle:))

Filiz dedi ki...

Çok güzel bir yazı. İnsan kendini enerjisi arttıkça yenilenmiş hissediyor sanki...

Adsız dedi ki...

I found this site using [url=http://google.com]google.com[/url] And i want to thank you for your work. You have done really very good site. Great work, great site! Thank you!

Sorry for offtopic

Adsız dedi ki...

What do you think about WIKILEAKS?
Hope for answer

Bumerang - Yazarkafe
Related Posts with Thumbnails
Copyright © 2006-2015 Haşim Arıkan

İçerikler kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz, alıntı yapılamaz.
Alıntılanan sadece yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde tüm hakları saklıdır.
Bu blogda yer alan tüm müzik, fotoğraf ve diğer telif hakkı içeren içerikler salt tanıtım amaçlıdır.

İletişim-1: inandigimmasallar@yahoo.com
İletişim-2: hasimarikan@hasimarikan.com