Ana içeriğe atla

Bir rastlantı eseri, yanlışlıkla gelmedim ki ben bu dünyaya!


Veda ediyorum!
Bende ben olmayanlara…
En sonunda bana kalacak olanlarla, gerçek ben olacağımı artık biliyorum…

Kaldırıyorum!
Ben ve ben arasındaki tüm mesafeleri…
Kendimden kaçarak, uzaklaşarak, kendime karşı evde yok’u oynayarak kendimi artık yormuyorum…
 
Bırakıyorum geçmişi geride!
Onu nerelere saklayacağım, ne kadarını hatırlayıp, nerelerini unutacağımın hesabıyla artık uğraşmıyorum… 
Bana verebildiği kadarını alıp, bana veremediklerinden feragat ediyorum…
 
Kabulleniyorum!
Gölgede bıraktığım tarafımı, ihmal edilmiş, aç kalmış duygularımı…
Onları bastırarak, sanki yoklarmış gibi davranarak sakin, huzurlu, mutlu ve tam bir bütün olamayacağımı artık biliyorum…
 
Bir rastlantı eseri, yanlışlıkla gelmedim ki ben bu dünyaya!

Kimse beni ben olduğum için terk etmesin, reddetmesin diye duygusal hesaplar yapmak,
Hayatımı insanların benden beklentilerini yansıtan aynalar toplamı gibi yaşamak istemiyorum…
 
Sahip çıkıyorum!
Kendi insani, kusurlu koşullarımla hayatta var olma ve kendi hayatımı yaşama hakkıma…

Ve ben artık, kendim olabilmek için değişiyorum.

İçimde uyanmakta olanlar, harekete geçenler, hoşuma gidiyor.
 
Yürüyorum!
Sadeleşen, hafifleyen, özgürleşen bir ben’le.
Geride bıraktıklarım beni tanıdıklarını zannediyor, 
Yaklaştıklarım ise benim gerçek tadımı henüz bilmiyor…
 
Haşim Arıkan



Fotoğraf: Unsplash / Roman Melnychuk

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...