Ana içeriğe atla

Kim ona bir mektup getiren postacıyı, getirdiği o mektuptan dolayı sorumlu tutabilir ki?


Farkında mısın?

Bugüne kadar hayatına konuk olan, senin hikayende, durup seninle birlikte soluklanan herkes, 
Aslında sana bilgi veren birer haberciydi!

Kim bilir bugüne kadar hayatına kaç haberci girdi?

Kaç tane olursa olsunlar, hepsinin de sana verdikleri bilgi, özünde tekti.

“Sen gerçekte kimsin? Hangi özelliklere, yeteneklere sahipsin.”

Kimi sana bunu son derece nazik ve kibar bir üslupla, sana değer vererek, sevgiyle işleyip, seni överek ifade etti. 
Kimi bunu senin canını yakarak, seni hırpalayıp, azarlayarak dile getirdi.

Düşündün mü hiç?

Belki de sana karşı kullandıkları o üslup onların kendi seçimleri değildi!

Belki de hayat onları sana karşı o rolle görevlendirdi.
Onlar rollerinde oskarlık bir performans sergiledikleri için, yaşadıkların seni bu kadar çok etkiledi.
İçinde bir şeyleri harekete geçirebildi, belki de hayatına bambaşka bir yön verdi.

Hep birlikte oynadığımız hayat oyununa bu gözle bakınca;

Kim kendini üzen ya da mutlu eden bir mektubu getiren postacıyı getirdiği o mektuptan dolayı sorumlu tutabilirdi?

Hangimiz kendimiz hakkındaki en nihai gerçeğe ulaşana kadar, bir ömre sığdırdığımız bu muhteşem keşif yolculuğumuzda kimin bize daha önemli, daha etkili bir bilgiyi verdiğini o ilk anda net olarak görebilirdik?

Belki de;

Hayatımıza dokunanların kim olduğuna, bize karşı kullandıkları üsluba takılıp kalmak yerine, dünya sahnesinde hep birlikte sergilediğimiz bu çok özel oyunun bize keşfettirmeye çalıştığı öğretiyi çözebilmeliydik.

Yaşadığımız ilişki sonrasında eğer, kendimizi, bilincimizi gelişmiş hissediyorsak, onların aslında bizim için en doğru insanlar olduğunu kabul edebilmeliydik.

Onların bize verdiği bilgilerle daha da zenginleşmiş, daha yüksek bir bilince evrilmiş olarak, hayatın bizim için hazırladığı süprizlere doğru giderek artan bir merak, ilgi, istek ve arzuyla, cesaretle yürüyebilmeliydik.

Kimden, ne şekilde, nasıl bir bilgiyi alacağımızın kararını biz veremesek de, 
Onunla yaşadıklarımıza nasıl bir cevap vereceğimizin kararını biz verebilirdik. 

Geçmişte yaşadıklarımıza bilinçsizce yüklediğimiz, bize sürekli çelme takan anlamları, eğer istersek bugünde değiştirebilirdik…

Haşim Arıkan


Fotoğraf: Unsplash / Dmitry Spravko

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...