Ana içeriğe atla

Asıl mesele düşünmemeyi seçerek kendini mahkum ettiklerin!


Kendini dünyada yapayalnızmış gibi düşünebilir misin?
Sanki hiç kimse tarafından dokunulmamış, hiç kimseye dokunmamış gibi… 

Ve bölünmez dikkatini, yaşamındaki en önemli şeye -kendine- verebilir misin?

Bilinmeyeni devamlı bilinende aramaktan, önyargılar, varsayımlar ve sonuçlardan hareketle yola koyulmaktan vazgeçebilir misin?

Sana sunulan, sana dair gerçeklere inanmak yerine, varlığınla, yaşadıklarınla kendi gerçekliğini kendin yaratabilir misin?

Zihnini sahip olduğu geçmişle sınırlı bilgilerden kurtarıp, onu imkansıza, mucizelere, sonsuz olasılıklar denizine açabilir misin?

Hiç yaşanmamış olanı, henüz bir örneği olmayanı düşleyebilir misin?

Varolan tüm düşüncelerin son noktasıymış gibi yaşamaktan vazgeçip, yepyeni bir düşüncenin fitilini sen ateşleyebilir misin?

Her ne koşul altında olursan ol, her zaman kendi kararını verme, kendi yolunu seçme hakkına sahip çıkabilir misin?

Geçici olanların içindeki tek kalıcı olanı, gerçek gibi görünenlerin arasındaki en gerçek olanı "kendini" hatırlayabilir misin?

Ne olduğunu unuttuğun için girdiğin çelişkilerle dolu hapishaneden, gerçekte kim olduğunu hatırlayarak çıkabilir misin?

Bireysel kimliğine, düşünsel özgürlüğüne, duygu doğana, otantik benliğine sahip çıkabilir misin?

Sen, hayatını gerçekten sen olarak yaşayabilir misin?

Haşim Arıkan



Fotoğraf: Unsplash / Aleksandar Kuresevic

Yorumlar

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...