Hayat bilinmeyen bir ülkede uzun ve çetin bir yolculuk gibi...
Dolu dolu yaşamak istiyorsun, herkes gibi sen de duyusal varoluşu arzuluyorsun. Arzuların seni yeni, farklı deneyimlere doğru sürüklüyor. Her yeni deneyimse, yeni bir keşfe, kendini biraz daha bilişe. Yaptığın seçim sonrası yaşam şansı bulan her deneyim, ilk önce bilinci kıpırdatıyor. Bilinç, zihni yaşanmakta olanı projekte etmesi için uyandırıyor. Zihin onu, yılların onda oluşturduğu düşünce kanallarına, kendi tarzına göre senin için renklendiriyor. Kimi zaman dünyayı keşfetmek adına kendini unutuyorsun, kimi zamansa kendini bilmek için dünyayı. Gece gündüz gibi sürekli birbirini takip eden bu, kendini hatırlama ve unutma zihin halleri arasında hayatın boyunca sona ermeyen bir med cezir yaşıyorsun. Kimi zaman gerçeğin çekim gücüne kaptırorsun kendini, kimi zaman sahte olanı red edip ondan uzaklaşmaya çalışıyorsun. Bu dönüşümlü olarak birbirini izleyen ruh halleri arasında sürekli sallanıp duruyorsun sen de herkes gibi. Bu sallanışlarınla...