Kayıtlar

Hayat bilinmeyen bir ülkede uzun ve çetin bir yolculuk gibi...

Resim
Dolu dolu yaşamak istiyorsun, herkes gibi sen de duyusal varoluşu arzuluyorsun. Arzuların   seni yeni, farklı deneyimlere doğru   sürüklüyor. Her yeni deneyimse, yeni bir keşfe, kendini biraz daha bilişe. Yaptığın seçim sonrası yaşam şansı bulan her deneyim, ilk önce bilinci kıpırdatıyor. Bilinç, zihni yaşanmakta olanı projekte etmesi için uyandırıyor. Zihin onu, yılların onda oluşturduğu düşünce kanallarına, kendi tarzına göre senin için renklendiriyor. Kimi zaman dünyayı keşfetmek adına kendini unutuyorsun, kimi zamansa kendini bilmek için dünyayı. Gece gündüz gibi sürekli birbirini takip eden bu, kendini hatırlama ve unutma zihin halleri arasında hayatın boyunca sona ermeyen bir   med cezir yaşıyorsun. Kimi zaman gerçeğin çekim gücüne kaptırorsun kendini, kimi zaman sahte olanı red edip ondan uzaklaşmaya çalışıyorsun. Bu dönüşümlü olarak birbirini izleyen ruh halleri arasında sürekli sallanıp duruyorsun sen de herkes gibi. Bu sallanışlarınla...

Dönüşüm de ,dönüştüren de, dönüşen de sensin...

Resim
Ne tuhaftır aslında; Hem yaşamla uyum içinde akıp gitmek ister, hem de yaşamla inatlaşırsın. Sırf istemediğin için, kendini bir çok şeyden mahrum bırakırsın. Koşullanmış zihnin, algılamak yerine eski bilgilere göre değerlendirmeyi   seçer, farklı olan ne çok şeyi birbirine benzetip,   ne çok yeni   görüntüyü, farklı sesi, deneyim fırsatını ıskalarsın. Önündeki yol her an değişmekteyken, sen inatla, seni ulaşmak istediğin yere götürecek sabit bir haritanın peşinde koşarsın. Hayat, birbirini izleyen olaylar zinciridir ama sen sürekli birşeylere tutunup, yapışır onlarla birlikte hareket etmeye çalışırsın. Sözün özü dostum, sen fark edebildiğin kadarsın. Kabul etmelisin ki sen, kendinin hem yaratanı, hem de tutsağısın. Hayatın ancak düşünebildiğin kadarını kendine yaşatırsın. Deneyimlerini sözcüklerle sınırladığında, düşüncelerinle kısıtladığında muhteşem ve görünmeyen birçok şeyi kaçırırsın. Farkına varamazsan eğer, sen de herkes gibi, bilme...

Günlük normallik gösterilerim...

Resim
Kendim için bugün farklı bir yol seçsem diyorum. Bugün hergün sergilediğim normallik gösterilerimi sergilemesem. Yani olmam gereken olmasam. İyi olmak adına bir şey yapmasam. Bugün sadece yaşasam. Benim için en iyi olduğuna karar verdiğim şey yerine, ne olacaksam bugün onu olsam. Ne yapacaksam onu yapsam.!

Sen de olmayan neyi ben sana verebilirim ki?

Resim
Bir kaç gündür keyfim pek de yerinde değil.   Biraz olsun rahatlayabilirim umuduyla onunla sohbet için fırsat kolluyorum.   Ara, ara kapısının önünden geçiyorum. Şansıma, ya odasında yok, ya da birileriyle toplantı halinde. En sonunda onu odasında yalnız yakalar yakalamaz kendimi içeriye atıyorum. Yüzüme bakıp da halimi fark edince gülümsüyor sadece ve ilk cümle için susup, sözü bana bırakıyor. “Karmakarışığım bu aralar. Kendimi sanki düşünce bulutlarının içinde kaybolmuş gibi hissediyorum. Kafamın içinde sürekli bir mırıltı, bir faaliyet var. Kendimle ilgili bir sürü cevapsız soru, bir yığın zayıf düşünce sürekli uçuşup duruyor beynimin içinde. Beni bu durumdan kurtaracak bir sırrın varsa lütfen bana söyle.”

Eski aşkların olumsuzlamalarıyla, yeni aşklara yelken açmak...

Resim
Çarşamba günü duruşması vardı. İkinci evliliği de iki gün sonra artık kağıt üstünde de son buluyordu. Evlilik konusunda neden bir türlü başarılı olamadığını düşündü. Daha önce bir çok defa can simidi olarak sarıldığı “Hayatta başarısızlık diye bir şey yoktur sadece deneyim vardır.” cümlesi bu defa işe yaramadı. Hayat -yaşarken farkında olmasa da-seçimleri neticesinde ulaştığı her yeni gerçeklikle insanı bir yerlere doğru çekiyordu. Belki de hayatın çekim gücü, her yeni deneyimle insanı onun için en doğru olana doğru yaklaştırıyordu. Eğer attığı sayısız adımın sadece sonuncusu insanı asıl hedefine ulaştırıyorsa, onu o hedefe yaklaştıran ondan önce adımlar nasıl başarısızlık olarak değerlendirilebilirdi ki?  Başını oturduğu koltuğa dayayıp gözlerini kapadı.   Kapamasıyla birlikte zihninde oluşturduğu anılar koleksiyonunun, ilişkilerinin henüz yeni başlamış olduğu o ilk günlere ait nadide bir parçası, bir anda fırlayıp gözlerinin önüne düşüverdi. Yaşadığı o harika an...

Atatürk'den anılar...

Resim
Atatürk'e birgün , renkli olarak çizilmiş, devlet arması için biçimler getirmişlerdi. Bunlarda egemen olan öğe ya kurt başı ya da ay-yıldızdı. Ressamlarımızın bulduğu bu armaların hiçbirini, Atatürk, kurduğu devletin Cumhuriyet arması olarak kabul etmedi. Bu armalara, düşünerek defalarca baktı. Sonunda “Bunların hiçbiri bugünkü dünyamızın içinde kurulan yeni bir devletin arması olamaz. Devlet armasını, simgesel bir insan başı temsil etmeli” dedi. Bu konuda yaptığı açıklama şöyleydi: “Bu dünyada herşey insan kafasından çıkar. Bir insan başının ifade edemeyeceği hiçbir şey düşünemiyorum.” Böylece o zaman, Atatürk’ün onayından geçmiş bir Cumhuriyet devleti armamız yapılamadı. Bir gün Atatürk, tarihle ilgili kalın bir kitap okuyordu. Öylesine dalmıştı ki, çevresini görecek hali yoktu. Bir sürü yurt sorunu dururken, Devlet Başkanının kendini tarihe vermesi, Vasıf Çınar’ın biraz canını sıkmış olacak ki, Atatürk’e şöyle dediğini duydum: Paşam! Tarihle uğraşıp kafanı yorma. 19 Ma...

Bugün, mevcudiyetini sağlayan hakikatlerin farkındalığıyla...

“Bir insan kendi haysiyetini sokağa atarsa, kabahat onun üzerine basıp geçende midir? Yoksa onu sokağa atanda mıdır?” diye bir soru sorsam, ne cevap verirdiniz bana? Eğer insan kendi onuruna sahip çıkmıyorsa, başkaları onun yerine sahip çıkabilir mi? Peki milletler açısından bakınca farklı mıdır durum? " Türkiye Cumhuriyeti" nin sonsuza kadar var olması, sahip olduğu değerlerin korunması ve yükseltilmesi için Türk milleti kendisi bir şey yapmazsa, başkaları onların yerine yapar mı? Düşünüyorum, acaba bizler; “Türkiye Cumhuriyeti’nin, Demokratik bir Cumhuriyet olarak ilelebet payidar kalmasını sağlamak için -en azından kendimize - dürüstçe bir söz verebiliyor muyuz! Vereceğimiz bu sözün altına, " bugün bu ülkede mevcudiyetimizi sağlayan hakikatlerin farkındalığıyla"  bütün inancımızla,  imzamızı atabiliyor muyuz? 3 Kasım 2009 - 27 Ekim 2012 Haşim Arıkan