Daha doğrusu sanki onlar yokmuş gibi...
Akşam saati ana caddenin üzerindeki kafe de, cam kenarında oturmuş kahvemi yudumluyorum. Bir yandan da camın önünden gelip geçen insanları izliyorum. Kalabalıkların içinde, yalnızlıklarından gelip, yalnızlıklarına giden insanları. “Peki sen neden yalnızsın?” diyerek, yalnızlığımdan istifade ederek benimle sohbet şansını zorluyor içimdeki o meşhur ses, her zaman yaptığı gibi. Şu an da onunla sohbet etmek niyetinde değilim. Bu yüzden de ona, “Yalnızlığımı hissetmek için bu insanlar arasında yaşıyorum. Çünkü bu benim karşı koyamadığım bir zaafım. Ben yalnızlıktan keyif alıyorum.” demek yerine susuyorum. Bakışlarımı yoldan geçen insanlardan ayırıp kafedeki insanlara çeviriyorum. Her zaman yaptıkları gibi yine konuşuyorlar. Ağızlarından çıkan kelimeler sanki, önce havada uçuşup sonra büyük bir boşluk tarafından yutuluyor. Ağızlarından çıkan kelimelerin büyük bir kısmı karşısındakinin kulak zarına çarpıp yankılanmıyor bile. Herkes birbirine konuşuyor ama kimse kimseye konuşmuyor. O an da içi...