Kayıtlar

Daha doğrusu sanki onlar yokmuş gibi...

Akşam saati ana caddenin üzerindeki kafe de, cam kenarında oturmuş kahvemi yudumluyorum. Bir yandan da camın önünden gelip geçen insanları izliyorum. Kalabalıkların içinde, yalnızlıklarından gelip, yalnızlıklarına giden insanları. “Peki sen neden yalnızsın?” diyerek, yalnızlığımdan istifade ederek benimle sohbet şansını zorluyor içimdeki o meşhur ses, her zaman yaptığı gibi. Şu an da onunla sohbet etmek niyetinde değilim. Bu yüzden de ona, “Yalnızlığımı hissetmek için bu insanlar arasında yaşıyorum. Çünkü bu benim karşı koyamadığım bir zaafım. Ben yalnızlıktan keyif alıyorum.” demek yerine susuyorum. Bakışlarımı yoldan geçen insanlardan ayırıp kafedeki insanlara çeviriyorum. Her zaman yaptıkları gibi yine konuşuyorlar. Ağızlarından çıkan kelimeler sanki, önce havada uçuşup sonra büyük bir boşluk tarafından yutuluyor. Ağızlarından çıkan kelimelerin büyük bir kısmı karşısındakinin kulak zarına çarpıp yankılanmıyor bile. Herkes birbirine konuşuyor ama kimse kimseye konuşmuyor. O an da içi...

Bana ne olur yine haklısın deme...

Resim
Üzgünüm... Canım yanıyor... Zihnim bir kez daha düne bağlı düşüncelerin ateşlediği bir fırtınanın esiri. Her tarafımı kapladı arzularımın, korkularımın, anılarımın yoğun sisi. Ben yine yaşadıklarımı, deneyimlerimle sınırlı, koşullu zihnimle yargılamaya çalışsamda, hiç olmazsa sen farklı davran bu defa bana; Her zaman yaptığın gibi, beni rahatlatmak adına sana anlattıklarımı dinleyip, bana zihnimdekileri onaylama. Bana benim cümlelerimi tekrarlama. Çek çıkar beni düşüncelerimin gölgesinden. Bir türlü fark edemediklerim, kabullenemediklerim yüzünden sürekli içine düştüğüm bu halden. Bilemediğim kelimeleri öğret bana, onlarla bugüne kadar hiç kurmadığım cümleler kurdur. Bugüne kadar hiç kullanmadığım renklerle farklı resimler çizdir bana. Ufkumda o hiç açılmamış olan, yeni pencereleri göster. Yaşadıklarımla aramdaki esas gerçeği görebilmem için yardım et bana. Götür beni bu ezberlediğim, beni hiç bir yere götürmeyen çıkmaz sokaklardan. İçinde düşünce enerjisi barındırmayan...

Acaba...

Acaba yaradılışın doruk noktası gerçekten de insan mıdır? Yani yaradılış insanla birlikte son mu bulmuştur? Dünya yaradılışın zirvesi insan için yaratılmış, insanın üzerinde yaşaması, her türlü ihtiyacını dilediğince karşılaması, onu özgürce kullanması için mi tasarlanmıştır? İnsan gerçek hikayenin bu olduğuna acaba ilk ne zaman ve nasıl inanmaya başlamıştır? Dünyaya canının istediği herşeyi yapma hakkını acaba ilk ne zaman kendinde bulmuştur? Gerçek, acaba gerçekten de bu mudur? Doğru olan, dünyanın insafına kalmış olarak mı, yoksa insanın insafına kalmış olarak mı var olmaktır? Dünyanın bugün bulunduğu noktaya ulaşmasın da acaba hangisi daha büyük bir katkı sağlamıştır? İnsan, dünyanın bugünkü haline nasıl geldiğini, onu nasıl bu hale getirdiğini, bundan sonra daha neler yapacağını bildiği için mi bugün bu kadar rahattır? Gerçek olan gerçek acaba nedir? Dünya insan için mi yaratılmıştır? Dünyanın ve yaradanın gözünde insan, diğer bütün canlılardan farklı mıdır? Dünyaya dilediği herşe...

Az biraz keşfediyor insan...

Kimi zaman kontrolünü kaybedebiliyor insan. Canavarlarla savaşırken bir an da kendisi canavara dönüşüyor. Bazı insanları istese de bir türlü sevemiyor insan. Sevmesi en zor kişilerin aslında buna en çok ihtiyacı olanlar olduğunu o an fark edemiyor. Zaman zaman tutamayıp kendini birilerine bir şeyler öğretmeye çalışıyor insan. O zaman anlıyor ki aslında kimseye hiç bir şey öğretemiyor sadece içindekileri bulması için ona aracılık edebiliyor. Karşısındakinde olmayan bir şeyi ona veremiyor. Sürekli bir şeylere sahip olmak için uğraşıyor insan. Ama bir süre sonra, sahip oldukları ona sahip oluyor. Yüzüne kapanan kapılara o kadar çok üzülüyor ki insan. Onların ardından acı ve pişmanlıkla o kadar uzun süre bakıyor ki, o arada kendisi için açılan yeni kapıları göremiyor. Hayatı ile ilgili sürekli planlar yapıyor insan. Ama hayatı belirleyen anlar hiçbir zaman planladığımız anlar olmuyor. Mutluluğu hep varış noktaların da arıyor insan. Bu yüzden de yaptığı yolculuktan ne ta...

Söyleyin bana sizce nedir ölüm?

Resim
Söyleyin bana sizce nedir ölüm? Nasıl, hangi koşulda geldiği midir ona anlamını yükleyen? Kaçınılmaz bir son mudur ölüm? Asla karşı konulamayan! Yoksa bir ceza mıdır? Hakime kalemini kırdıran. Bir kurtuluş mudur ölüm? Tüm acılardan, sıkıntılardan. Dayanacak gücün kalmadığında sığınılan. Ya da yepyeni bir başlangıç mıdır? Bir bilinmeze doğru yelken açılan. Söyleyin bana sizce nedir ölüm? Neden korkarız ki tanımını bile tam yapamadığımız halde bu kadar ondan? Onun bilinmeyen olması mıdır, yoksa bildiklerimizin onunla birlikte son bulması mıdır bizi asıl korkutan? Onun korkusu mudur bizleri gerçekten de, adil, vicdan sahibi, ahlaklı yapan? Acaba hayat mı çok sever sürekli bizi onun korkusuyla tehdit etmeyi, korkumuzu hep körüklemeyi? Yoksa biz mi çok severiz sürekli onun korkusuyla beslenmeyi, birbirimizi özenle beslemeyi? Onun acısını bile yine onun korkusuyla unutmayı denemeyi! Söyleyin bana sizce nedir ölüm? Neden vazgeçemeyiz onun bu korkusundan? Hayatı hep eksik, hep yarım yaşayıp, ...

Sadece benim duyduğum o gizemli sesin sahibi….

İnanın onunla ilk ne zaman karşılaştığımı hiç hatırlamıyorum. Aslında onun gerçekten var olup, olmadığı konusunda zaman zaman tereddütler yaşamıyor da değilim! Kimi zaman en az ben kadar gerçek, en az benim kadar güçlüymüş gibi hissediyorum, kimi zaman ise acaba onu ben mi yarattım düşüncesine kapılıveriyorum. Ama bildiğim ve emin olduğum tek bir şey var ki, o da; her zaman onun için en uygun olan, benim için ise hiç uygun olmayan zamanı çok iyi hissediyor olması. Sanki pusuda bekleyen sinsi bir düşman gibi, saldırıya geçmek için hep benim en zor da olduğum anları kolluyor. Bu yüzden de onunla her karşılaşmam ister istemez aramızda bir düelloya dönüşüyor. Beyine ulaştığı an da tüm sinirleri alt üst eden o acımasız, en sivri kelimelerin tetiklerinin çekildiği düellolara. Kendimi bildim bileli yakaladığı hiç bir fırsatı kaçırmadı üzerime çullanmak için bugüne kadar. Bana karşı her zaman zalim, her zaman tehdit ve tahrik edici, her zaman acımasız. Bende ki her boşluğu, her eksikliği, her ...

Dünya sen böyle olduğun için bu halde; bunun tersi olamaz.

“Yapma” diyor içimdeki ses “Yeter! Bugüne kadar uyguladığın seni hiç yere götürmeyen davranışlarından artık vazgeç. Görmüyor musun? Durum her geçen gün biraz daha sarpa sarıyor.” Onunla tartışacak bir halde değilim. “Sus” diyorum “Sus, ne olur yine başlama. Senin hiç bir şey bildiğin, hiç bir şeyden anladığın yok.” “Sandığından fazlasını biliyor, bildiğinden fazlasını düşünüyorum” diyor. “Bırak artık mantıklı, bilinen ve risksiz çözümlerin kısır döngüsünde inatla dolanıp durmayı, biraz risk al rahat ettiğin bölgeden dışarı çık. Bağımlılıklarından kurtul.” "Kolay mı sanıyorsun...?" diyorum. "Geçmişten ruhuna ve beynine saplanmış, zamanla sana kaynamış, seninle bir bütün haline gelmiş o kancalardan kurtulmayı denemek. Seni her zaman süratle korkularına ulaştıran, şüphe ve endişelerine gülümseyerek sırt çevirebilmek. Soğuk kanlı bir şekilde kabullendiğin korkularının, karşı konulamaz ızdıraplarından kolayca vazgeçebilmek. Yıllardır biriktirdiğin, geçmişin o çok özel pişmanl...