Kayıtlar

Ruhumda, maziden dökülmüş kızıla çalan kuru yapraklar...

Bir ömre daha sonbahar geldi dostlar. Ardımda devrilmiş koskoca yıllar. Ruhumda ise, maziden dökülen kızıla çalan, kuru yapraklar. İnsan meğer ne çok geziniyormuş onların üzerinde, bu güz mevsiminde. Hepsi de bastıkça nasıl hüzünle çıtırdıyorlar. Yoğun bir mevsimmiş be dostlar, bu mevsim. Bir yanda doruklara çıkan olgun duygular. Öte yandan çalmaya başlıyor vücudun da yavaş yavaş bütün alarmlar. Duygular esecek hafif bir rüzgarda bile kırılacak kadar hassas, Gözlerinde biriken damlalar ise, artık her an akacak kadar cesurlar. Ne tuhaf! Sanki artık, yakın sandıklarım bana uzak, uzak sandıklarım ise bana daha yakınlar. Yakınlarımdan çok sokaklardaki hiç tanımadığım insanlar benimle uzun sohbetler yapıyorlar. Eski dostlar ise ardarda göçüp beni yalnız bırakmak için sanki birbirleriyle yarışıyorlar. Dostlar, söyledim ya mevsim artık sonbahar. Yakında hiç bilmediğim, yaşamadığım bir mevsime doğru yolculuk var. Bir yanda bildiğim ve yıllardır sürekli kulağıma fısıldanan, bana hatırlatılan do...

Ne olur bunu bana yapma....

Yapma bunu bana. Yaşadığımız onca güzel şeyin hatırına bana bunu yaşatma. “Yaşandı ve bitti artık” diyorsun ama sensiz kalmama bir türlü izin vermiyorsun. Görmüyor musun? Sensizliğe alışmaya çalışıyorum. Anlamıyor musun? Yüreğim acıyor, nasıl gitgide küçülüyorum. Hissetmiyor musun? Seni nasıl deliler gibi özlüyorum. Neden, evde nereye baksam, sen de oradan bana bakıyorsun? Neden, hala her gece yatağımızın sana ait olan sağ tarafından bana gülümsüyorsun? Neden, dinlediğim her şarkının içinden sürekli sen çıkıyorsun? Neden, hala seni düşünmemi istiyorsun? Lütfen bana bunu yapma. Dolaşma artık bu evin içinde. Dokunma ne olur hiç bir şeye. Evde nefes bile alsam, neyi koklasam, hala buram buram sen kokuyorsun. Ne olur daha fazla saklanma. Ya gel yeniden yanıma, ya da beni tamamen terket. Artık sensizliğe alışmak. Sensizliğimi sensiz yaşamak istiyorum. 28 Ağustos 2007 Haşim A.

Ya vermeye az buldu, yahut vakti olmadı

Sabah herkesten önce erkenden uyanmıştı, sessizce giyinip kahvaltı için bir şeyler almak üzere hemen kendini sokaklara attı. Niyeti karısına ve kızına şöyle güzel bir pazar kahvaltısı hazırlayıp sürpriz yapmaktı. Dışarıdaki hava muhteşemdi. Güneş yavaş yavaş kendini hissettirmeye başlamıştı. Tam çingenenin önünden geçerken demetlenmiş taze papatyaları gördü ve durdu. Karısına en son ne zaman çiçek almış olduğunu düşününce utandı. Epey uzun bir zaman olmuştu. - Günaydın, kaça papatyalar? - Günaydın abiiiii siftah için sana 15 YTL olur. Daha siftah etmedim be abi. Şimdi demetledim daha onları tazecikler. İki demet yetermi abi? - Valla 10 YTL ye verirsen bir demet alırım. - Olurmu be abicim 10 YTL’ye bana girişi vardır bunların zaten. - Peki hayırlı işler sana o zaman. - Tamam be abicim gel adi senin o güzel atırınımı kırcam. Siftah senden bereket Allah’tan. - Hadi hayırlı işler sana. İnşaallah hepsini satarsın çiçeklerinin bugün. Burnuna götürüp içine çekti kokusunu papatyaların. Kendile...

Gerçekten hazır mısınız?

Mel Gibson’ın başrolünü oynadığı “What Women Want – Kadınlar ne ister?” isimli filmini seyredenler el kaldırsın lütfen. Hani bekar bir reklamcıydı Mel Gibson, Darcy adında bir kadınla (Helen Hunt) çalışması gerektiği için kadınların nasıl düşündüğünü ve neleri sevdiklerini anlamasını sağlayacak bir testten geçiyordu. Bu sırada ufak bir kaza geçirip, ertesi sabah uyandığında çok ilginç bir özelliğe, “kadınların ne düşündüğünü anlama yeteneği” ‘ne sahip olduğunu fark ediyordu. Sıkı durun şimdi size bununla ilgili bomba gibi bir haberim var! Bilim adamlarının uzun süren çalışmaları sonucu, bu iş için gerekli iksir bulunmuş. Tahmin ettiğiniz gibi bulunan bu iksiri içtiğiniz zaman aynı Mel Gibson gibi – hatta daha da ötesi, cinsiyet gözetmeksizin tüm- insanların sizinle ilgili ne düşündüğünü anlayabiliyorsunuz. Ama bu iksirin artı bir özelliği daha var. Bu iksir çift taraflı etki ediyor. Yani, bu iksiri içtiğinizde çevrenizdeki tüm insanlar da sizin onlarla ilgili düşüncelerinizi anlayabili...

Her sabah, içimde canlanan arsız çocukluğum ve keyifli sahil yolculuğum

Çekmeköy taraflarında oturduğum için sabahları işe giderken Fatih Sultan Mehmet köprüsünü tercih ederim. Hem kısa bir süreliğine de olsa o güzelim boğazı görebilmek, hemde daha az trafiğe yakalanmak amacıyla da, kendimi her sabah köprüyü geçer geçmez sağdaki ilk çıkıştan -Küçük Armutlu'dan- aşağıya, hemen sahil yoluna atarım. Atmasına atarım da, özellikle bahar mevsimlerinde, istinyeye kadar devam eden bu keyifli yolculuğumda, kendimi istekleri hiç bitmeyen arsız küçük çocuklara benzetirim. Önce oltaları ellerinde, arkalarındaki yoldan vızır vızır geçen araçların içinde bir yerlere yetişme çabası içinde olan insanların aksine, son derece sakin bir şekilde balık tutanlara bakar gıpta ederim. Bende onlar gibi yanıma –balık tutmayı çok seven- canım oğlumu alıp, onunla birlikte telaşsız ve gailesiz ellerimizde oltalarımız birlikte keyifle balık tutmak isterim. Kafamı sola çevirdiğimde, bu sefer eski ahşap panjurları ile iki katlı müstakil evlere takılır gözüm. O an yüzleri cama dönük k...

Siparişinizi alabilir miyim?

- Siparişinizi alabilir miyim? - Arkanıza bakmayın hiç, ben sizi kasdetmiştim. Sizi sizi yani şu an bu blogu okumakta olan kişiyi. Ne o şaşırdınız mı yoksa? Bence hiç şaşırmayın. Bu yeni bir durum değil ki. Sadece ilk defa sizinle konuşma fırsatı bulduk. Yoksa ben doğdunuz günden beri sizinle birlikteyim ve doğduğunuzdan günden beridir bu işi yapıyorum. Kısacası daha önceki yıllarda da sizden sipariş bekliyordum. Bundan sonraki yıllarda da yine her zaman siparişlerinizi bekliyor olacağım. - Ne siparişi mi? Bu tamamen size kalmış. Ne isterseniz. Maddi-manevi, büyük-küçük, ucuz-pahalı ne istiyorsanız? Hatta bu konuda evreni bir katalog olarak düşünerek, mimarı olduğunuz hayatınız için bu katalogdan neyi istiyorsanız hiç çekinmeden seçebilirsiniz. Tek bir sınırlama var o da sadece kendiniz için bir şey sipariş edebilirsiniz. - Ben kim miyim? Benim tek bir adım yok. Herkes bana nasıl istiyorsa öyle hitap eder. Mesela Paulo Coelho bana “evren” derdi. Siz de istediğiniz isimle bana hitap ede...

Fevkaladenin fevkinde bedbaht bir gün hakkında küçük bir öykü - Son Bölüm

- Son Bölüm - Kapıyı açmamla birlikte bir anda donup kaldım. Karşımda mum ışığıyla aydınlanmış enfes bir sofra ve elinde şarap kadehi ile kırmızılar içinde son derece seksi muhteşem bir kadın duruyordu. Fonda ise insanın bütün sinirini, stresini unufak eden enfes bir müzik çalıyordu. Yaşadığım bu bedbaht gün ve evde ışığı göremeyince panikleyip eve kadar yaptığım bu inanılmaz depar sonrası nefes nefeseydim, ayakta durmakta artık zorlanıyordum. Evde karşılaştığım bu manzara sonrası saniyeler içinde bir tercih yapmak zorundaydım. Ya çok yorgun olduğumu aşkıma açıkça itiraf edecek, ondan biraz anlayış bekleyecek, istemeden de olsa onun ve benim için yaptığı bu süprizin tüm tadını kaçıracaktım. Sonrasında kendimi yatağa atacak, başarabilirsem sabaha kadar deliksiz bir uyku çekecektim. Ya da bugün tüm yaşadıklarımı unutacak, aşkımın bizim için hazırladığı bu muhteşem ortama ayak uyduracak, onunla bu gecenin keyfini dibine kadar çıkartacaktım. Beynim çok yorgunsun ayakta zor duruyorsun git b...