Ana içeriğe atla

Hayatının akışı, dokunuşlarınla bugüne kadar acaba nerelerde, kaç kere farklılaştı?

 


İnternette dolaşırken karşısına çıkan, kader üzerine yazılmış yazıyı okuyunca, bir an durdu ve düşündü! 
 
Kader;

Hayatın, insana hiç fikrini sormadan karşısına çıkardıkları mıydı?

İnsanın o doğmadan önce yazılan reçetesine uygun olarak onu esas lezzetine, hayata bulaştıracağı kendine has renge ulaştıracak malzemeleri zamanı geldikçe, sırasıyla, onun hamuruna katması mıydı?
 
Yoksa insanın esas kaderi,

Hayatın karşısına çıkardıkları sayesinde gelişen yeteneklerinin, algılarının farkına varması,

Hayatın, birbirini tetikleyen, birbirine karışan, birbirinin içinde eriyip, birbiriyle tamamlanan kurgusu doğrultusunda, yaşattıklarıyla onu hangi görev için hazırladığının bilincine ulaşması,

Ulaştığı bu farkındalık ve bilinçle, kendini büyük resimde, gelişen yeteneklerine göre en doğru yere oturtup, kendine has rengiyle, dokunuşlarıyla hayata bir renk daha katması, 

Hayatın akışında kendi yankılarını yaratması mıydı?
 
Haşim Arıkan



Fotoğraf: Unsplash / Rapha Wilde

Yorumlar

lyrá dedi ki…
Kader...
imza bekleyen boş bir sayfa! senaryosuz,doğaçlama oynanan bir sahne! 🙃

Popüler Yayınlar

İnsanlar karşısındakilerin sözlerine değer vermezlerse, gerçekler onlara o sözlerden daha yüksek sesle konuşmaya başlar...

Zamanın adının daha zaman olmadığı zamanlardı o zamanlar. Çok azdı yeryüzünde, kendisine “insan” adı verecek olan canlılar. O zamanlar hepsi Adem ve Havva’dan olma birer masum canlıydılar. "Kardeştiler , arkadaştılar, akrabaydılar,   dosttular" Zaman dedikleri şey akmaya başladı. Çoğaldılar. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.

Bu dünyaya asla öylesine gelmedin. Ve bir gün asla öylesine veda edip gitmeyeceksin...

Düşündün mü hiç? Seni her sabah yatağından neyin uyandırdığını? Her gün nereye doğru, neden gitmekte olduğunu? Yaşadığın hayatın ne için yaşandığını? Varlığının yaşamın bir yerinde, bir şeyleri hiç değiştirip değiştirmediğini? Adına yaşam denilen bu büyük armağanın sana neden verilmiş olabileceğini? Düşündün mü hiç? Bugüne kadar acaba kimlerin yaşamlarına dokundun? Bu dokunuşlarınla onların hayatında neleri değiştirdin? Sevginle nelerin değerini çoğalttın? Kimlerin seni gördüğünde içi neşeyle doldu? Kimlere her zaman sevip, anlamlarını hiç bir zaman değiştirmek istemeyecekleri neleri sen yaşattın? Kimlerin kendilerini açığa vurabilmelerine, gerçekte kim olduklarını anlayabilmelerine sen yardım ettin? Kimler senin mutluluğunu görüp, kendi mutlulukları için cesaretlendi? Kimler senin sayende kalplerindeki gerçek duyguların o muhteşem enerjisini hissetti? Düşündün mü hiç? Varlığınla, eylemlerinle dünyada nasıl bir fark yarattın? Hangi gerçekliklerin yaratılışında sen ...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var...

Bu aralar ne çok ihtiyacım var susmaya, yalnız kalmaya. Her şeyden, herkesten uzaklaşmaya. Kendimle başbaşa bir yolculuğa çıkmaya. Onunla arkadaş olup, birlikte uzun yürüyüşler yapmaya. Çatışmadan, çekişmeden onu anlamaya çalışmaya. Bu aralar ne çok ihtiyacım var sessizliğe. Yüreğimle, beynimi yeniden bir araya getirmeye. Güçlü görünmeye çalışmak yerine kendimi güçlü hissedebilmeye. Hiç bir şeye yetişmek için acele etmemeye. Hiç bir şey için mücadele etmemeye. Hiç bir şey için kendimi zorunluymuş gibi hissetmemeye. Bu aralar ne çok ihtiyacım var hareketsizliğe. Bedenimin peşinden koşmaktan yorulan ruhumu, bedenimle yeniden bütünleştirmeye. Zihnimde biriken tortular beni sessizce terk ederken, yüreğimin yenilerin heyecanı ile titremesine. Bu aralar ne çok ihtiyacım var kendime... Sanki ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi, onu tanımsız, kuralsız, koşulsuz görebilmeye, dinleyebilmeye. Ona olan sevgimi yüreğimde hissedebilmeye. Mutluluğum için kendimi yeniden harekete g...