Kayıtlar

Nisan, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Düşünüyorum, öyleyse yokum…

Resim
Düşünüyorum.
Çocukları, çocuk olmayı, çocuk gibi yaşamayı.

Düşünüyorum.
İnsanın doğduğu ülkeyi, yaşadığı koşulları, ferdi olduğu aileyi.

Düşünüyorum.
Bir insan olarak hayatta; seçebildiklerimizi, seçemediklerimizi, kabullendiklerimizi, karşı koyabildiklerimizi, red edebildiklerimizi, değiştirebildiklerimizi, asla değiştiremediklerimizi, arzuladıklarımızı, katlanmak zorunda kaldıklarımızı, korkularımızı, çaresizliklerimizi, yitip giden umutlarımızı.

Düşünüyorum. Yağmurlu bir günde, kırmızı ışıkta, yarı çıplak arabamın ön camını silmeye çalışan sümüklü küçük Güllü’nün o pırıl pırıl parlayan gözlerinin derinlerinde gizli umutlarına bakarken.
Gazetedeki haberde, çocuk asker İsmail’in neden buna katlanmak zorunda kaldığını anlattığı cümlelere sinmiş korkuyu hissederken.
13 yaşında kaçırılıp seks kölesi olarak kullanılan küçük Fabienne’in acı, tehdit ve dayakla örselenmiş yaşadıklarını okurken.
Tamircide ki, aklı sokakta futbol oynayan arkadaşların da olan küçük Hasan’ın kendisini azarlayan ustası…

Anlamı var olan bir yaşama, farklı bir anlam kazandırma özlemi...

Resim
Biliyor musun?
Her insanın ruhunun kendine özgü, farklı, doğal bir üslubu vardır.
Bu üslup insanın tüm düşüncelerine, isteklerine, hareketlerine, davranışlarına yansır.
Ve yine onun yüzünden karşısındaki insanın üslubunu yargılar, acımasız bulur, aşağılar.

Oysa herkesin üslubunun kendine has incelikleri, sertlikleri, güzellikleri, acımasızları vardır.
Kimi yaşanan acıları doğal karşılar.
Kimi yaşadığı hiç bir şeyden korkup çekinmez.
Kimi kötülükleri sineye çeker.
Kimi dünyada ki hiç bir şeye karşı kendini savunmaz.
Kiminin mutlulukları acı doludur.
Kiminin acıları ise mutludur.

İnsanın hayatını cehenneme çeviren de, yine bu üsluptur.
İnsan, hayatı, ruhunun bu özgün üslubu ile yaşamak yerine, dışarıdan kendisi için uygun bulduğu başka bir üsluba göre yaşamak istediğinde, ruhu iki üslup arasında sıkışır kalır, bütün doğallığı, samimiyeti, huzuru uçup gidiverir, hayatı gerçek bir acıya, bir cehenneme işte o zaman dönüşür.

Oysa gerçek mutluluğa sadece, ruha, o kendine özel, doğal üslubunu yaşayabilmes…

Hiçliğe uyandım bu sabah...

Hiçliğe uyandım bu sabah.
İzin vermedim bugün dünyanın bana dokunmasına.
Sakin, dingin bir gün yaşamak istedim yalnız, kendimle başbaşa.
Zihnimdeki o her an kullanıma hazır sözcüklere hiç dokunmadım.
Özgür, hesapsız, kuralsız konuştum, belki de yıllar sonra yeniden onunla.
Ne herşeye uygun nedenlere bulandım.
Ne de bir neden olabilecek herşeye kapıldım.
Zihnimdeki, düşüncelerin oluşturduğu o ağır perdenin ardından bakmadım bugün hayata.

İsimsiz, tanımsız, kategorisizdi herşey bugün.
Bir çocuk gibi, hayata sadece duyularımı kullanarak yaklaştım.
Bugün;
Herşeyi ilk defa gördüm,
Herşeyi ilk defa duydum,
Herşeye ilk defa dokundum.
Herşeyi ilk defa kokladım.
Hayatı hiçbir şey düşünmeden, sadece hissederek yaşadım.

Meğer herşey, hiçliğin içinde gizliymiş bugün anladım.

8 Ocak 2010
Haşim Arıkan

Kendi seslerini duymaya çalıştıkça kulaklarına hep başkalarının sesleri çalınır olmuştu....

Resim
Günler ayların, aylar yılların, insan ise hızla akıp giden zamanın telaşında koşturup dururken, hayat da hızla tükeniyordu. İnsanlar kendileri hakkındaki gerçeklere başkalarının aracılığıyla ulaşmaya çalışırken kendilerinden uzaklaşıyor, kendilerine dokunmak isteyen elleri hep başkalarına doğru uzanıyor, kendi seslerini duymak isterken kulakları hep başkalarının seslerine kayıyordu.

Herkes kendi gerçeğini başkalarının sözlerinde arıyor. Kendi düşüncelerine değer vermeyip, sürekli başkalarının düşüncelerinin peşinde sürekleniyordu. Dünyadaki tüm düşüncelerin en son noktasında duruyormuşcasına, başkaları tarafından onaylanmamış hiç bir düşünceye bir türlü inanamıyordu.

Derken insanların bir kısmı, bu garip döngüden yoruldu. Kendini bu alışkanlıklar ve bağımlılıklar üzerine kurulu düzenin dışına çıkarıp, yıllardır yaşamakta olduklarına, bir kez de dışarıdan baktı. Kendi içindeki bilgenin sesini duydu, onunla tanıştı. Onunla birlikte yaşamaya alıştı. Yaşadıklarını bireysel beyniyle ve yüre…

Cahil ve de bilgeyim...

Cahil ve de bilgeyim.
Kendinden başka hiç kimsenin düşüncesine önem vermeyen.
Herkesin düşüncesini fazlasıyla önemseyen.
Sakin olduğu kadar öfkeli.
Anlayışlı olduğu kadar bencil.
Cesur olduğu kadar korkak.
Mutlu olduğu kadar acı çeken.

İnsanım.
Sadece insan.
Kaynağı kendisi olan hiç bir duygudan ve düşünceden korkmayan.
Kendi duygu doğasına her zaman saygılı olan.
Onları yok etmek, bastırmak yerine, fark gözetmeksizin hepsini tanımaya, anlamaya çalışan.
Gölgeni inkar ederek aydınlığa ulaşılamayacağının, karanlık tarafına hükmetmedikçe aydınlık için gerekli beceriye sahip olunamayacağının farkında olan.
İnsani büyümenin içindeki birşeyleri dışarıda bırakarak değil, kendinin olan herşeyi biraraya getirdiğinde gerçekleştiğine inanan.
Gerçek özgürlüğü, kendini, arzuladığı, hayal ettiği, kendi uydurduğu mükemmellikle karşılaştırmadan, kendine direnmeden, kendini olduğu haliyle sahiplenip sevebildiğinde yaşayabileceğinin farkında olan.

Bir gün perde kapandığında kendini hala doğuramamış olmayı değil, kend…

Nasıl inkar edebilirim ki?

Resim
Aslında bana yaşattıklarından dolayı zaman zaman hala canım acıyor.
Kimi zaman sana karşı öfkeyle sarmalanmış bir nefretle dolup boşalıyor ruhum.

Ama sakin olduğum zamanlarda durup biraz düşünüyorum da;
Hak ettiğin şey gerçekten de bu mu olmalı senin?
Eğer sen olmasaydın,
Karşıma çıkmasaydın,
Seninle yaşadıklarım sonucu farkına vardıklarımın nasıl farkına varabilirdim?
Seninle keşfettiklerimi sen olmadan ne zaman ve nasıl keşfedebilirdim?

Nasıl inkar edebilirim ki?
Hayatıma benden habersiz girmedin.
Girmene ben izin verdim.
Ben de, kahramanları olduğumuz hikayede, payımıza düşen her ne varsa yaşayalım istedim.
Ben yaşadım.
Sen yaşattın.
Ben keşfettim.
Sen keşfettirdin.
Sen de bana, benim sana yaptığım gibi, kendime ve hayata dair keşiflerim için yardım ettin.
Belki zor olan rolü sen üstlendin.

Okuduğun satırlardan da anlayacağın gibi, bu defa yaşadıklarıma daha önce hiç bakmadığım pencerelerden bakmaya çalışıyorum.
Bu defa acılarıma, yaralarıma ganimet sanki onlarmış gibi hemen sarılmak istemiyorum.
Onla…