İçerikler kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz, alıntı yapılamaz. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde tüm hakları saklıdır.

Spiritüel adamın espritüel karısı...

Kadın: Biliyor musun? Herkes son günlerde bende gözlemledikleri büyük değişimin sırrını soruyor bana. Onların bu ilgisi ve merakı inanılmaz hoşuma gidiyor.
Adam: Hayatım bence insanların senin hakkında düşündüklerine odaklanmak yerine kendin hakkında düşündüklerine odaklanmalısın.
Kadın: Canım sen iyi misin? Hem şu elindeki kitabı artık bırakıp birazcık da benimle ilgilenebilir misin? Biliyor musun biz sanırsam evliyiz seninle? Ben kime konuşuyorum acaba? Delirtecek beni bu adamın, bu halleri. Allahım neydi suçum neden bana bunu layık gördün. Ne günah işledim de ben bu cezayı hak ettim.
Adam: Biliyor musun? Senin hatan bu işte. Sen Tanrı’yı sanki senin ebeveyninmiş gibi düşünüyorsun. Ondan hep ödüllendirmesini, yargılamasını ve cezalandırmasını bekliyorsun. Ama inan bana sen Tanrı'yı çok yanlış tanıyorsun.
Kadın: Söyler misin, daha ne kadar sürdüreceksin bu işkenceyi? Kafanda bununla ilgili belirli bir süre var mı?
Adam: Sana bir tavsiye, hayatını beklentisiz, sonuçlara ihtiyaç duymadan yaşayabilmeyi denesene. Gerçek özgürlüğe ancak böyle ulaşılabildiğini işte o zaman hissedeceksin.
Kadın: Hayatım sanırım senin beyin lopların arasında fıtık oluşmuş. Bilinç merkezine aşırı baskı yapıyor. Senin için artık üzülmeye başlıyorum. Geçip geçmeyeceği konusunda ciddi endişelerim var.
Adam: Sen benim için endişelenmeyi bir kenara bırakıp kendin için endişelensen iyi edersin. Kendini biraz olsun iyileştirmeyi denesene. Eğer yüreğini iyileştirebilirsen gerçekten özgür olabilirsin. Biliyor musun, yapman gereken şey o kadar basit ki aslında, ihtiyaç duyduğun anlarda sadece kendine şu soruyu soracaksın “Sevgi şimdi ne yapardı?”
Kadın: Sevgi şimdi ne yapar biliyor musun? Yerdeki terliği kaptığı gibi..... Ver şu elindeki kitabı bana. Allah kahretsin. Seni yine mi spiritüel kitaplar okumaya başladın.
Adam: İnan ki elindeki o terliğin enerjisine ihtiyacın yok. İçinde çok büyük bir kaynak var onunla iletişim kurman gerekiyor. Aaaaahhhhhhh aşkım ne olur bana emanet olan bu bedene zarar verme ahhhhhhh..............

31 Ekim 2007
Haşim Arıkan

Sadece insandı hepsi...

Zamanın adının henüz zaman olmadığı bir zamandı.
Çok çok azdı o zamanlar yeryüzünde adı insan olan canlılar.
Hepsi Adem ve Havva’dan olma birer çocuktular.
"Kardeştiler"
Sadece "İnsandılar"

Zaman akıp geçti büyüdüler.
Eşleştiler, çoğaldılar.
Anne oldular, baba oldular.

Dünyanın dört bir yanına dağıldılar.
"Dünya idi hepsinin tek vatanı."
Ama onlar kendilerini yaşadıkları topraklarla sınırladılar.
Sınırlar çizdiler, gruplar oluşturdular, isimler koydular, ülkeler yarattılar.
Millet oldular, ırk oldular, devlet oldular.

Oysa sadece insandılar.
Hepsi dünya vatandaşıydılar.
Ama zamanla bunu tamamen unuttular.

Her geçen gün birbirlerinden daha fazla uzaklaşmaya başladılar.
Birbirlerine yabancılaştılar, kardeş olduklarını tamamen unuttular.
Kendilerini başkalaştırıp, diğer insanları soyutladılar.
Bencilleştiler, hırslarının, düşüncelerinin kölesi oldular.
Görüş ayrılıklarına düştüler, olmayan sorunlar yarattılar.
Birbirlerine öfkelendiler, kinlendiler, kızdılar.
Sürekli güç, iktidar peşinde koştular.
En sonunda da şiddete sığınıp, silahlar ürettiler.
Korkularını kuşandılar.

Bu şekilde hiç kimsenin kazanma şansı yoktu ama, bunun farkına bir türlü varamadılar.
Yok ederek kazanırız sandılar ama aslında hep birlikte yok olmaya başladılar.

Sadece insan olduklarını unuttular.
Tek vatanları dünyayı, kardeş kanıyla boyadılar.

22 Ekim 2007

Hayatın mevsimleri...

Kimi zaman bir bahar mevsimi gibidir hayat.

Tatlı bir meltem misali, hafif hafif eser sana doğru. Yavaşça çeker alır üzerindeki bütün olumsuz duyguları. Sıcaklığını hem vücudunda, hem de yüreğinde hissedersin. İşte o zamanlar; her sabah yataktan büyük bir keyifle uyanır, aynadaki dostuna tatlı, tatlı gülümsersin. Duşta, o en çok sevdiğin şarkı dolanır diline. Sokakta hiç tanımadığın insanlara bile bakarak sevgiyle gülümsersin. Gittiğin her yere senden önce, o göz alıcı ışığın girer. Kimbilir kaç kişinin gününü, sıcacık gülümsemenle, ya da ufak, samimi bir dokunuşla bir anda değiştirirsin.

Kimi zaman ise sert bir kış gibi gelir çöreklenir üzerine hayat.

Kaplar üzerini büyük bir hızla, örter bir anda her yanını. Koparır bütün iletişimini etrafınla, sana ulaşacak bütün yollar kapanır. Hapseder kendine seni. İşte o zamanlar; sanki nefes alamıyormuşsun gibi hissedersin. Gitmek bilmez , dinmek bilmez bir türlü. Her gün biraz daha kabuğuna çekilirsin. Yapayalnızsındır. Üşürsün, buz kesersin. Sıcak, samimi bir dost yüzü arar gözlerin. Yeter artık bitsin bu kış diye isyan edersin.

Can baba’nın sözleri çıkar gelir hatıralarından; İşte o zaman, güçlü olmanın; ihtiyaç duyduğunda “sana ihtiyacım var gel” demek olduğunu, sana git dediklerin de “ben kalmak istiyorum” demek olduğunu, esas marifetin; zorda kaldıkça yalanlara sığınmak değil, gerçekleri gizlememek olduğunu, gururun; aslında koskoca bir yalan olduğunu, sevginin olduğu bir yerde gururun olamayacağını, zor durumda bile olsan umut etmenin, hayata pozitif bakmanın ne kadar önemli olduğunu, yaşayarak keşfedersin.

Bazen de sımsıcak bir yaz gibi gelir hayat yanına.

Hınzır ve acelecidir. Fettan bir dişi gibidir. Tüm hünerlerini gösterip, hiç çekinmeden ayartır, yoldan çıkarır seni. Onun gelişiyle birlikte enerjiyle dolduğunu, tamamen özgür, herşeye karşı koyabilecek kadar cesur olduğunu hissedersin. Herkesi harekete geçirmek, aklına gelen herşeyi anında yapmak istersin.

İşte o zamanlar; aceleci olmamayı. Bedenin, ruhla bir bütün olduğunu, acele edip onları birbirinden ayırmamayı, ruhu sürekli bedenin peşinden koşturup yormamayı, beden ve ruhun ara sıra başbaşa kalmaya, konuşup anlaşmak için ise zamana ihtiyaçları olduğunu ögrenirsin. Bir anda çoşkuya, heyecana kapılıp dünyanın en büyük hatasını yapsan bile, içinde her zaman sana yarayacak birşeylerin var olduğunu, özgürlüğün yapabildiklerinden çok yapamadıklarınla ilgili olduğunu, yaşamın tek başına bir anlamı olmadığını, kendi mutluluğun için başkalarını da mutlu olması gerektiğini keşfedersin.

Yağmur yağar. Güneş açar. Karlar erir. Kuşlar uçar. Mevsimler gelir geçer.

Ve sen onlar gelip geçtikçe hayatı ve kendini biraz daha keşfedersin...

19 Ekim 2007
Haşim A.

Yoksa o sizin hayatınızdaki tek şans mıydı?

Hadi silkin artık, toparlan biraz...
Bırak bu yorgun ruhların, fazla demlenmiş acı buruk tadını inatla yudumlamayı.
Hatırlamıyor musun yoksa?
Aşk şarabını ilk kez yudumladığında başının tatlı tatlı dönmeye başladığı o unutulmaz ilk anı.
Onu her gördüğünde kalbinin nasıl yerinden fırlayacakmış gibi deli deli attığını.
Ne o, inancın mı kalmadı yoksa artık aşka?
Yoksa o senin hayatındaki tek şans mıydı?
Bitti diye o tek şansını da kaçırdığını mı düşünüyorsun?
Yoksa bundan sonra hiç aşık olmayacak mısın?
O çok beğendiğini söylediğin muhteşem aşk şarabını bir daha hiç içmeyecek misin?
Bundan sonra hiç kimseyi onun kadar sevemeyecek misin?
Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?
Yoksa sen dünyadaki bütün mutlu çiftlerin birbirlerini bir kere de bulduğunu mu zannediyorsun?
Yapma Allah aşkına.
Aslında sen de gayet iyi biliyorsun.
Şu an içini yakan o ayrılık ateşi elbet bir gün sönecek.
Derken ardından çıkan rüzgar onun da küllerini uzaklara doğru üfleyecek.
O da en sonunda senin için mazide kalan hoş bir sadaya dönüşecek.
Derken bir gün;
Belki de hiç beklemediğin bir anda, tahmin bile edemeyeceğin herhangi bir mekanda eros’un oku seni yine, yeniden kalbinden vuracak.
Kalbin yine, yeni, yeniden aşkla dolacak.
Onunla birlikteyken yine, yeniden başın dönmeye başlayacak, onu her gördüğünde kalbin yerinden fırlayacakmış gibi atacak.
Kim bilebilir ki bir ömre acaba böyle kaç ayrılık, kaç aşk sığacak.
Karşına "O" çıkana kadar, bu durum kaç kere tekrarlanacak.

11 Ağustos 2007
Haşim A.

Ah be İstanbul!

Adam: Allah kahretsin şu trafiğin haline bak ya. Lanet olsun... Bu şehirde bütün ömrümüzü yollarda heba ediyoruz. Nedir bu İstanbul’un trafiğinden çektiğimiz. Gece aynı kardeşim, gündüz aynı. On dakikalık bir yolu bir buçuk saatte ancak gidebiliyoruz.
Kadın: Sinirlenme aşkım boşver. Hem alış artık canım sende buna. Bak yavaş yavaş akıyor. Hem acelemiz de yok. Bir yere de yetişmiyoruz. Dur radyoyu açayım ben sana.
Radyo: Deprem uzmanı Jeolog Prof. Dr. Celal Sengör, olası Marmara depreminin 7.6 siddetinde olmasının beklendigini belirterek............
Adam: Yahu üstünden aylar yıllar geçti. Ara ara hortlatmasalar olmaz şunu. Yine başladılar deprem tantanasına. Durduk yerde gerim gerim geriyorlar sadece insanları. Sonra da ne huzur bırakıyorlar, ne uyku insanda. Ne olacaksa olsa da bir an önce kurtulsak hepimiz.
Kadın: Dur ben sana şimdi müzik açıyorum. Boş ver haberleri. Dediğin gibi zaten hep aynı haberler. Aşkım diyorum ki bugün seninle şöyle boğazda başbaşa bir yemek yesek. Ne dersin? En son ne zaman boğazda yemek yedik valla hatırlamıyorum ben. Hem sen de rahatlar, gevşersin biraz. Sonra da...
Adam: Allah aşkına beni şimdi o igrenç boğaz trafiğine sokma şimdi. Kimbilir ne haldedir o sahil yolu. Girdik mi çıkamayız da ordan. Saplanır kalırız.
Kadın: Peki o zaman boğazı boşver. Seninle bir Beyoğlu yapalım. Önce bir şeyler atıştırırız. Asmalımescit'e gideriz mesela. Ne dersin? Sonra kafamıza uygun bir film bulursak sinemaya takılırız.
Adam: Canım hava karardı artık. Haberin yok galiba. Geçenlerde Taksim'in göbeğinde parkta sırf para vermediği için bir genci bıçakladı tinerciler. Birazdan hepsi ortalığa çıkmaya başlar onların. Tekin bir yer değil bu saatte Beyoğlu. Bence en iyisi biz seninle evin oradaki DVD’ciye gidelim paşa paşa. Sen seçersin bize güzel bir film. Evimizde seninle başbaşa ayaklarımızı uzatır rahat rahat izleriz filmimizi. Pizza da sipariş ederiz evden. Ooooooh mis gibi olur valla.
Kadın: Aşkım ben ne düşünüyorum biliyor musun? Acaba biz İstanbul’dan taşınıp daha küçük sakin bir yere mi yerleşsek. Hem trafik, deprem, tinerci vs ile de uğraşmayız. Ne dersin?
Adam: Nasıl yani. Sen şimdi "İstanbul" u bırakalım, mazbut, küçük, şirin bir şehire taşınalım diyorsun öyle mi? Doğru düzgün bir sineması, küçük kebapçıları, pizzacıları dışında adam gibi bir restaurantı bile olmayan sakin bir şehire gidelim öyle mi? Sonra da tıkılıp kalalım evin içine. Artık sosyal aktivite olarak komşu ziyaretine gideriz, onlar bize gelir ha ne dersin? İnanamıyorum ben sana ya!
Kadın: !!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Radyo: Şu an da İstanbul'da olmak vardı anasını satayım püfür püfür bir vapurun yan tarafında.........

05 Ekim 2007
Haşim A.

Bumerang - Yazarkafe
Related Posts with Thumbnails
Copyright © 2006-2015 Haşim Arıkan

İçerikler kaynak gösterilmeksizin kopyalanamaz, alıntı yapılamaz.
Alıntılanan sadece yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çerçevesinde tüm hakları saklıdır.
Bu blogda yer alan tüm müzik, fotoğraf ve diğer telif hakkı içeren içerikler salt tanıtım amaçlıdır.

İletişim-1: inandigimmasallar@yahoo.com
İletişim-2: hasimarikan@hasimarikan.com